Aralık 12, 2006

mancarlı pide


Akçakoca gerçekten çok şirin bir yer
çeşit çeşit yiyecekleri var.limanda bana yaz günü balık-ekmek yedirdiler ve çok güzeldi ama aklımda da mancarlı pide kaldı.inşallah gelecek sefere

Aralık 10, 2006

koca boğazlı orhan


Okulumuzun en koca boğazlı ve mideli öğretmeni huzurlarınızda.Orhan Türkmen
Kendisini yeterince tanımadağımız geçen yıl Yolçatı köyüne balığa götürdük.Bütün balıkları bitirdi.Hatta ikindi vakti acıktım deyip kahvaltı yaptı ardından pişen balıkların da olduğu sofrada bir yemek daha yedi.Koca boğaz Orhan

dedikodu


gezi resimlerine ara verip biriki özel resim sıkıştıralım.
Birincisi bu yıl okulda yapılan rock müzik konseri sırasında rehber öğretmen Kurtuluş, bize komik şeyler anlatıyor.Ömer sağdıç ile ben de dinliyouz.seni gidi güldürükçü seni

Aralık 09, 2006

akçakoca


osmanlının kurucularından ve osmangazinin beylerinden
akçakocanın adını taşıyan dünya tatlısı ilçe:
Akçakoca anıtı

sahilde


sahildeyim sahilde
insanlar oyun oynuyor
çaylar gelip gidiyor
Zonguldak kordonboyu

zonguldak limanı


bu yaz gezisinde gördüğüm merkezlerinden biri daha:Zonguldak
limanı,kömürü,ve sakinliği ile

bartın çayı


Bundan 30 yıl evvel de buradaydım.Ortam daha yeşillik
daha şirindi.Heryerde olduğu gibi burada da yapılaşma
hızlı.Yine de çok güzel

Amasra Kalesinden limana bakış

Aralık 08, 2006

Amasra kalesi


Amasra'da da tıpkı Sinopta olduğu gibi,
tıpkı Eğridir'de olduğu minik bir yarımada
var.Burası küçük bir kale.Sanırım Cenevizliler
zamanından kalma.Fatih Sultan Mehmet'e
teşekkürler

Amasra sahili


Denize giren insanları,
limanı,pansiyonları ve
otelleriyle tıpkı Bodrum
tabi fiyatları da

Amasra


Uzaktan ikindi vakti Amasra'yı
gördüm
siz de Amasra'yı görmeden ölmeyin

gideros koyu


Cide'den 10 km kadar sonra (batı yönünde)
sağa sapıldığında çok dik bir yokuş ile
iniliyor.pırıl pırıl bir deniz
balık lokantaları,ve huzur
dönüşte bagajdaki çantalar dik yokuşta
yan yattı ama ben yatmadım
zor da olsa çıktım

yine bir kastamonu ilçesi:Cide


Cide uzaktan görünüş
vakit öğle
denizi temiz anadolu öğretmen
lisesi uygulama oteli temiz
şirin bir yurt köşesi

şerife bacı


kurtuluş savaşının simge isimlerinden şerife bacı anıtı:
İnebolu
Çocuğuna örteceği bezi kurşuna örten fedakar anadolu kadını

inebolu'da akşam


Kastamonunun şirin ilçesi İneboluda akşam
karadeniz bir güneşi daha yutuyor
hüzün ve akşamgüneşi

kıyıya vuran dalgalar


İnebolu kıyıları ve karadeniz
akşam olmuş kilometrelerce yol yapılmış
artık dinlenme vakti

abana bir kastamonu ilçesi

Ekim 08, 2006


Limandan Ayancık

Orman cenneti Ayancık'ta ikinci katı ahşap evler

Ayancık'lı balıkçı;rastgele

8 günlük motosiklet gezisinin özeti;İşte Karadeniz
doyumsuz güzellikleriyle

Akliman'ın ilerisinde Sinoplulara göre
Fiyord bana göre ise (Coğrafi görüş)Haliç

Sinop Akliman;orman kampı ve sahili harika

Sinop;yarımadadan kente bakış

Allah düşürmesin;tarihi Sinop cezaevi

Sinop;denize inen sokak

Uzaktan Sinop

Sabah yoğun bir yağmurla uyandıktan sonra
kahvaltı ve hoşçakal Gerze

İkindi vakti;Kastamonu Kalesi
Yıllar öncesinden bir arkadaşımı arama ve bulma:
Ahmet Tevfik Bal

Ilgaz'da orman gözetleme memuru ve oğlu
yani Sabri ve Fahri

Ilgaz dağları;Zirve'den oteller

Ilgaz ilçe merkezi;öğle yemeği ve dinlenme

Çerkeş'de geçmişten günümüze bir konak

Uzun ince bir yoldayım ya da orada bir köy var uzakta

yolda olmanın en güzel yanı tekrar yola çıkabilmek
yani önemli olan varmak değil yolda olmak

Kızılcahamam ile Çerkeş arası ormanlar içinde seyahat

yolda ben (selfservis)

yeşilöz'de park

Ekim 03, 2006


Ankaranın Güdül ilçesi ile Kızılcahamam arasında
bir akarsu boyuna yerleşmiş güzel bir belde:Yeşilöz

Eylül 29, 2006


Ayaş yakınlarında ahşap-tuğla yapımı
bir köy evi.(Sapanlı kasabası)

Polatlı'dan Kuzeye döndükten 5-10km sonra.İçanadolu platoları.
Platolar düzdür ama aşmak için akarsu yataklarına kadar inip çıkmak gerek.Sarı
sıcak

Öğlen sıcağı.Uzakta Sivrihisar.Nasreddin Hocaya selam.Yol ayrımı.Ankara yönüne dönüş.yorgunluk.

Denizli ile İzmir yönünden gelen yolların kavşağı.Büyük Taarruz Anıtı.Kurtuluş Savaşını hissetme.Hislenme.

kuşluk vakti.ilk gün.Sandıklı'dan kuzeye doğru.Buğdaylar biçilmiş.İçbatı Anadolu

yaz gezisi


bu yıl da yollardayım.Temmuz ayı.Dinar,Suçıkan.Büyük Menderes Nehrinin kollarından birinin kaynağı.Kahvaltı

Nisan 13, 2006

gece yolculuğu

2005 yılı yaz mevsiminde,bir temmuz günü akşama doğru Eceabat'tan Çanakkale'ye geçtim.Gemi'de
maceracının hası vardı.Nasuh Mahruki.O da BMW 1200 ile yoldaydı.Karşıya geçer geçmez hiç oyalanmadan
devam ettim.
Ancak motor küçük,ben de genelde hız yapmadığımdan Küçükkuyu yakınlarında hava tamamen karardı.
Nerede kalabileceğimi düşünürken yanımda fazla para olmadığını,ancak karta uygun bir bankamatik
bulursam para çekerek bir kampingde kalabileceğime karar verdim.Aksilik uygun bankamatik yoktu.Devam
dedim.Keşke demez olaydım.Edremit'ten sonra yolda çalışma vardı.Yol tek şeride düştü.Trafik hızlı,araçlar
seni dikkate almadıkları gibi ortalık toz duman.Farlar gözünü almakta.Yer yer mıcıra giriliyor.Ben ne yapıyorum
diye kendi kendime soruyorum fakat trafik öyle kalabalık ki biran evvel bu ortamdan kaç kurtul diyor içimdeki ses.
O yolu iç sıkıntısıyla kazasız belasız nasıl tamamladım bilmiyorum.Gece saat 23.00 civarında ulaştığım Ayvalıkta
hem Bankamatik buldum,hem de o saatte 2 tane Ayvalık sandviçini bitirdim.Önceden de kaldığım Çamlık Kamp-
ing beni bekliyordu.El yordamıyla çadırı kurduğum gibi kendimden geçmişim.
Ders şu:Aceleye gerek yok.Paranızı,kalacağınız yeri planlayın ve mümkünse gece bilmediğiniz yollarda
risk almayın.Kazasız yolculuklar dilerim.
KOCADERE
1980 Yılının Ekim ayında Çameli Lisesinde görev yaparken bir gün bizim Murat 124'ü okulun
önünde gördüm.Babam ve bizim köyün Muhtarı : Biz senin tayinini yaptırdık, hadi gidiyoruz,dediler.
Ben hemen ilişiğimi kestim.Yatağı yorganı toplayıp Denizli'ye döndük.Ertesi gün 17 öğrencinin
bulunduğu Kocadere Ortaokulunda Sosyal Bilgiler öğretmenliğine başladım.Bir masa,bir öğretmen
(Yani ben),bir karatahta vardı.Bir ay önce okul açılmış, derslere de muhtar,bekçi,ilkokul öğretmenleri
falan girmişti.Ben adeta aspirin gibi birçok derse giriyordum.Türkçe,resim,ingilizce,beden eğitimi vb.gibi.
Kısa süre sonra, vekaleten Müdürlük yapan ilkokul Müdürünün isteği üzerine vekaleten Müdürlüğü de
aldım.Aybaşı geldiğinde maaşı nasıl alacağım diye düşündüm.Daha önce hep hazır almıştım.Komşu,
Irlıganlı kasabası Ortaokuluna sormaya gittim.Formaliteleri,yöntemleri öğrettiler.
Bir süre sonra okula yeni öğretmenler gelmeye başladı.Biz artık çeşitli öğretmenleri olan ,biraz biraz
okula benzeyen bir okul oluyorduk.Yeni malzemelerle,okulu yavaş yavaş doldurduk.
19 Mayıs Bayramı için günlerce hazırlandık.17 Öğrencinin herşeyde görev aldığı bir bayram oldu.17
kişiden oluşan yürüyüş kolu,hareketler,şiirler,konuşmalar,eğlenceli yarışmalarla hababam sınıfı eğlencesi
gibi bir şey oldu.
3 yıl süreyle eğittiğimiz bu çocuklardan çok başarılı olanlar oldu.Hiçbiri bizi mahcup edecek bir şey
yapmadı.İlköğretim öğretmeni,esnaf,memur,eczacı olanlar oldu.
1984 yılında mart ayında yapılan yerel seçimlerde köy'ün tam anlamıyla ikiye bölünmesi ve ardından
gelen dedikodu ortamı artık bana daha fazla köyde kalma imkanı bırakmadı.
Dört yılda öğrenci velilerinin evlerinde yemeklere gittik,Demirci Abdurrahmana takıldık,ilkbaharlarda
taze erikler yedik.Öğlenleri köy kahvesinde oyunlar oynadık.Öğretmenlerin genç ve birbirine yakın
sosyal konumda oluşu yakın ve yıllar süren arkadaşlıkları getirdi.
Kocadereye sadece hizmet ettik ama bu dört yıldan sonra ne öğrendin derseniz,siz siz olun kendi yakın
çevrenizde çalışmayın,derim.Çünkü köylünün,akrabaların gözünde hiçbir zaman bir öğretmen vb. olamazsınız.

Kasım 17, 2005

öğretmenler günü yazım

ÖĞRETMENLER GÜNÜ
N.Mac Ewan adlı bir öğretmen''Biz aldıklarımızla yaşamımızı idame ettiririz ,
fakat verdiklerimizle bir yaşam yaratırız.''diyor.
Ülkemizde öğretmenlik"kutsal meslek" olarak gorulur ama "hic bir şey olamazsan öğretmen ol" derler.
Öğretmenlerin maaşları azdır, huzurları yoktur, sağlıkları gittikçe bozulur (ornegin ses telleri yıpranır, bacaklarda varis oluşur).
3 ay tatili, haftalık tatil gunleri goze batar ama ruhsal yorgunluklarına kimse aldırmaz.
Sadece sınıflarındaki öğrenciyle uğraştıkları sanılır ama o öğrencilerin 2 adet de velisi ile uğraşmak zorundadirlar.

Öğretmenlerin kötü olanlar hep orda burda anlatılır, iyi olanları ise sadece öğrencileri hatırlar.
‘Öğretmen kandile benzer ,kendini tüketerek başkalarına ışık verir.’ horace .
Anadolunun en ücra kö$elerinde bile görevini onurlu bir $ekilde sürdürmeye çalı$an, fırtınalarda karlarda okuluna giden, çocukları için yemeyip içmeyip kendi maa$ından kılık kıyafet alabilen eli öpülecek, önünde saygıyla eğilenecek, ve gelecekte ülkemizi akıl yoksunu insanlara* bırakmamak için çocuklarımızı eğiten saygın insanlar öğretmenlerdir.
Diğer yüksek okul sonucu erişilen meslekler arasında en kolayı ve en az zeka isteyeni sanılarak haksızlığa uğramış yüce meslektir öğretmenlik.
sadece kitapta* bulunan bilgileri öğrenciye aktarma işi öğretmenlik değildir.
Öğretmenlik, karşısındakinin beyniyle bire bir etkileşime girilen az sayıdaki meslekten birisidir, ve belki de bu meslekler arasında en zor olanıdır. İyi bir öğretmen karşısındaki öğrenciler gibi düşünebilme yetisine sahip olmalıdır ve mesleğin en kritik noktası da budur.
Öğrenmek için (yarısı bile) harcanmamış enerjinin öğretmek üzere harcanması durumunda olunan şey.İşte öğretmenlik budur.. Ömür törpüsü ile sabır taşı bileşiminden oluşan değerli taş..İşte öğretmen budur.
HER HALÜKARDA İYİLİKLERİ KÖTÜLÜKLERİNDEN ÜSTÜN OLAN, TOPLUM GÖZÜMDE GERÇEKTEN KUTSAL MESLEK ERBAPLARIDIRLAR, NE SORUNLARI OLURSA OLSUN. BİR KELİME BİLGİ KIRINTISI BİLE PRİMATTAN İNSAN YAPABİLME YETİSİNE HAİZDİR ZİRA.
BİR ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEK DEMEK İSE BİNLERCE PRİMATI İNSAN EDEBİLECEK POTANSİYELİ ORTAYA ÇIKARMAK DEMEKTİR.
ANILARLA ATATÜRK
HAPI YUTARDI
Atatürk Galatasaray Lisesi'nde öğrencilerden birine sordu:
-Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu?
Öğrenci,çabuk yanıt vermek için boş bulunup:
-Hapı yutardı...dedi.
Bu yanıt Atatürk'ün hoşuna gitti.Öğrenciye on numara verdi.

YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR
Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı.
Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu.
İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada,eli yere değerek tozlandı.
O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu.
Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk:
-Yurdumun toprağı temizdir,o elinizi kirletmez,diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

DEVRİM BİR ANDA OLUR YA DA OLMAZ
Atatürk yazı devrimini gerçekleştirmişti.
Yaşlı,genç,kadın,erkek tüm yurttaşlar yeni harfleri öğrenmek için gece gündüz kurslara gidiyorlardı.
Devrimi izleyen iki yıl içinde bir buçuk milyon vatandaş okur yazar olmuştu.
yazı devriminin en dikkate değer yanı,Atatürk'ün bu devrimin yerleşmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiş olmasıdır.
Örneğin bazı kimseler kendisine:
-Paşam,ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım.
O kuşakla birlikte ortaokulu,liseyi ve üniversiteyi izletelim,diyorlardı.
Atatürk bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı. -Devrim ya bir anda olur,yada hiç olmaz,dedi.

YAPACAKLARIMDAN SÖZ EDİN
Bir soruşturma dolayısıyla,Atatürk'ün başardığı işlerden Vasıf Çınar söz açmıştı.
Kendisine Sordu:
-Sizin en büyük eseriniz hangisidir?
Atatürk'ün kısa cevabı şu olmuştu:
-Benim yaptığım işler,biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir.Fakat,bana yaptıklarımdan değil,
Yapacaklarımdan söz edin.

BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK
Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk'ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O'na "başöğretmen" denilmeye başlanmıştı.
Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı.
Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:
-Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz?
Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
-Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır.
Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.
Birgün Atatürk'ün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu.
Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti.
Atatürk:
-Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.

Kasım 14, 2005

UYDU

Geçen günlerde eve uydu anten aldım.İlk izlenim ve değerlendirme şöyle:Dünya’da ne kadar çok ülke ve tv var.Tabiiki benim gördüklerim sadece iki çanak vasıtasıyla alınabilenler.
Geniş kapsamlı düşününce Dünya’da Devletler,Dinler,şirketler,siyasi görüşler ve satacak birşeyi olan herkes Uydudan yayın yapan TV’ler vasıtasıyla satıcı gibi ortaya çıkmış,pazara gelen insanlara mallarını pazarlıyorlar.Kimi kendi ülkesinin güzelliklerini (Holidays in Greece-Yunanıstan’da Tatiller),kimi ülkesinin propogandasını (Voice Of Amerika-Amerikanın Sesi ),kimi sex yoluyla telefon etmeye dayalı pazarlamalar veya bizzat abonelik ile sex pazarlaması,kimi takı,halı,elektrikli veya benzer alet edevat,kimi Dünya’daki en yeni haberler (CNN),kimi Hristiyanlık,kimi Müslümanlık,kimi Budizm için heyecanlı söylevler vererek para yardımlarını bekliyor,kimi de şarkı ve şarkıcıların dinleyenlerini artırmaya çalışıyor.( MTV- resimdeki binadan yayın yapıyor-) Bizler de alıcılar olarak pazarı-Dünya denen büyük Çarşıyı- geziyor, görüyor bir süre sonra sıkılıyoruz.Herşeyin paraya endeksli bir ekonomik oyunun parçaları olduğunu anlayıp ticari yönleri gizlenmiş gösterişli bir hayatın bizi çeken yönüne takılıp gidiyoruz.Beni en çok etkileyen ise bütün dinlerin birbirlerine ne kadar da çok benzedikleri.Bu pazarda herşey satılık,parayı veren herşeye ulaşır.

Kasım 11, 2005

çameli


Çameli
1980 yılının mart ayında ilk kez öğretmenliğe başlamak üzere babamın murat 124’ü ile Çameli’ye doğru yola çıktık.Ay’ın 11’i idi ve ilkbahar gelmek üzereydi.Denizli’den yola çıktığımızda, güneşli pırıl pırıl bir hava vardı.Acıpayam’ı geçtikten sonra hava soğumaya başladı.Giderek yokuş ve karlı bir yol karşımızda kıvrılarak bizi bekliyordu.Babam bu tür sıkıntılı durumlara pek gelemez.Ben gitmiyorum deyip arabayı kenara çekti.Aslında haklıydı.Araba’da zincir yok,karlı yolda nereye kadar gidebilirsin?.
Biraz bekledikten sonra bir kamyon geldi.Eşyaları (bir yatak,bir kilim,bir iki giyecek,bir küçük tüp,salça,tarhana,bulgur,makarna vs) kamyona atıp,çamurlu sokakları ile Çameli’ye vardık.Okul Müdürü’nün kayınbiraderinin evine yerleştik.
Ev dediğime bakmayın asıl ev yandaydı.Ben,alt katta katırların bağlandığı üst kattaki bir odada kalıyordum.Anam ortalığı toplayıp ertesi gün Denizli’ye döndü.
İlk defa derse girdim,öğretmenim diye seslendiler,kendi yemeğimi yapamadım,hafta sonlarını Denizli’ye gitmek için iple çektim.İlk defa, çıkardığım iççamaşırlarındaki kan izlerinden beni tahtakurularının yediğini anam keşfetti.Cüzdanımı kaybedip maaş ve ders ücretinden oluşan tüm paramı Çameli’de kaybettim.
Yaz geldiğinde elma bahçeleri arasında bekar öğretmen arkadaşlarla gece yürüyüşleri yaptık.İyi arkadaşlar edindim.
Bir Perşembe gecesi arkadaşlarla yedik,içtik.Sabah kalktığımızda hava aydınlanmıştı ve okula geç kalmıştık.Gariptir sokaklar da bomboştu.Radyo’yu açan arkadaşımız bize ihtilal olduğunu,askerlerin sokağa çıkma yasağı koyduğunu söyledi.Böylece 12 Eylül’ü yaşadık.
Alabalık çiftlikleriyle,kurufasulyesi, cevizi ve diğer meyveleri ile Denizli’nin en yüksek,temiz havalı çam ormanlarına sahip,ekonomik ve sosyal kurtuluşunu Fethiye yolunun açılmasında gören bir güzel ilçemiz.
Bir Salı günü babam ve babamın beni getiremeyen murat 124’ü ile köyümüzün muhtarı birlikte gelip köye yeni açılan ortaokula tayin kararnamesini getirdiler ve 8 aylık Çameli günlerim bitti.
Haftasonu gelip alırım dediğim somya*’yı almaya hiçbir zaman gidemedim.Aradan yıllar,yollar,okullar,meslekler geçti.Bir Fethiye ve çevresine yaptığım motosiklet gezisi dönüşü (yol açılmıştı ama ne gelen vardı ne de giden)uğradığım okulum terkedilmişti.Camları kırık,içi boş,virane bir haldeydi.Gençliğimi aradım bulamadım.Lise, yeni yapılan binaya taşınmıştı.
Ben bu yazıyı niye yazdım?Bundan iki hafta sonra öğretmenler gününde kıdemli öğretmen olarak Mustafa Kaynak Anadolu Lisesinde öğrencilere konuşacağım.Nereye geldim derken nereden geldim demeyi unutmamak için.
*Somya bir yabancı kız ismi olmayıp,eskiden çok kullanılan demirden yapılan yaylı yatak.