Dün oğlumdan bir e-posta aldım.Bana hem kendinin hem benim bloğumu okuyan ve duygulanan bir babanın mesajını iletmiş.Her ikisine de teşekürler.Ben kendi çapında bir öğretmen,hukukçu ve hepsinden de önce bir insan olmaya çalışıyorum.İnsan olan herşeye kavuşur.Resimdeki gibi, dağ başlarındaki yalnız ağaçlar gibidir babalar.Çocuklarının sevgisini beklerken yalnız başlarına ve sessizce.Ayrı da olsalar yürekleri birliktedir.
Kendisinin affına sığınarak yazısını aktarıyorum:
Babalar - Ogullar
Hic yazasim yok, elim kaleme gitmiyor. Veya yazip yazip siliyorum, bloglines abonelerim farkinda sanirim, cunku silsen bile kacmiyor bloglines’dan…
Aslinda hic yasayasim yok desem? Uc gundur bulasik yikamiyorum, lavabo dolmus… Gecen hafta camasira gitmedim, bugun de gitmezsem uzerime giyecek camasir olmayacak haftaya ayiptir soylemesi… Canim HIC bir sey istemiyor, kahvalti bile etmiyorum; sabah kalkinca kahveyi koyuyorum, o olurken dus, cikinca sigara – kahve, yeter…
Isyerim evime gore doguda… Dolayisiyla her sabah ise giderken ve her aksam is donusu gunes karsimda; sabah gunesi ben doguruyor, aksam da ben ugurluyorum bu diyarlarda ben size soylemis olayim bak… Yilbasinda kendime hediye aldigim player'i de taktim mi kulagima, karsimda dogan gunes, shuffle'da bahtima dusen sahane bir sarki, e ben de terkediyorum gercek dunyayi, o yarim saat boyunca kendi / kapali kapilar ardindaki / kimsenin bilmedigi / bilincimin derinlikteki / golgelerin olmadigi dunyaya geciyorum… Bu arada slalom yapan, sari / kirmizi arasi isikta gecen okuzler beni cekmeye calissalar da gercek dunyaya, nafile… Keyfimi bozamiyorlar kendi dunyamda…
Sonra adim adim donuyorum gercek dunyaya sirkete gelince; kusaniyorum gercek dunya silahlarimi, gulmemeye ozen gosterdigim yuzum, sadece is konusan agzim, sert bakislar gibi… Bu silahlari kusanmam lazim, yoksa biliyorum ki gercek dunyada muzik yok, duygular yok, siir yok, ask yok. Siparisler, bos biraktigin anda kendi dunyasina dalip dalga gecmeye can atan elemanlar, makina kapasiteleri, haftalik raporlar var.
Gun bitiminde donus yolunda ayni rituel, bir ibadet gibi tekrarlaniyor, player kulagimda, batan gunes karsimda, ben kendi dunyamda…
Aksam biraz internet surf, ne denk gelirse artik, linkten linke… Nasil denk geldim hatirlamiyorum, genc bir arkadas, Ilker Ender, Toronto’da imis, blogu var, fotografci, burada biraz soluklanalim o zaman, okuyalim bakalim, sonra her zaman yaptigim gibi (“iyiymis lan, linklerine de bakalim”) deyip linklerine bakiyorum, bir link: babam…
Hemen tikliyorum linke, aferin, blank page acmis, isini bilenlerden… Baba karsimda simdi, Mustafa Ender… Bir ogretmen, Denizli’de (ana? kimlerdensiniz?) memleketlim, benden birkac yas buyuk, motosikletli, gezgin, aydin, kamerasi var, bakmayi, gormeyi, gordukleri hakkinda kafa yormayi ve bunlari yazmayi bilen ve isteyenlerden, doygun…
Her iki sayfa da acik ekranda, bir babaya, bir ogluna bakiyorum; gozlerim doluyor…
Mustafa Ogretmenim, bir tek sey diledim baba-ogul blogunuzu okurken; dilerim ki onumuzdeki sene okula baslayacak olan hasretim oglum Can’in ogretmeni sen olursun, ona da ogretirsin, kendi ogluna ogrettigin gibi
Aydin olmayi,
Yasama bakmayi, gormeyi,
Onemli olanin aldigi nefes sayisini saymak degil
Nefesini kesen anlari saymak oldugunu
Yasam agacinin her damlasindan keyif almayi
Onemli olanin varmak degil, yolda olmak oldugunu
Ocak 10, 2007
Ocak 05, 2007
Aralık 27, 2006
yaz gezisinin sonu
Aralık 20, 2006
Aralık 19, 2006
Erenbaba
BEYAĞAÇ, KARTALGÖLÜ VE ERENBABA
İlk defa 1995 yılında gördüm Beyağacı.
O zamanlar Acıpayam'da öğretmendim.Birileri tavsiye etti ve ilk kez zorlu bir yolculuktan sonra Kartal Gölü'ne ulaşıp güzelliklerini gördük.
!900 m.civarında bir yükselti.Denizli’den Beyağaç ilçesi yaklaşık 100 km.Arkasından 30 km sarp,yokuş,taşlı bir orman yolundan gidilen,insanı yola çıktığına pişman eden bir güzergah.
Sonunda Çiçekbaba dağının zirvelerinde bir buzyalağında kar sularının birikmesiyle oluşmuş,pırıl pırıl ve buz gibi suları ile çok şirin ve minik bir göl.Çevresi yemyeşil çayırlarla çevrili,yamaçlarda asırlık anıt çam ağaçları bulunan bir doğa harikası:Kartalgölü
Aradan yıllar geçti.Bu kez yörenin birbaşka yönünü keşfettim.Her yıl Ağustos ayı’nın son perşembe günü sabah erkenden Beyağaç yönündeki Kartal gölü çevresinde geceleyen Yörükler ile köyceğiz yönünden gelenler, Çiçekbaba dağının zirvesinin doğu yamaçlarında bulunan ve yörede kutsal ve koruyucu kabul edilen Erenbaba adındaki ermiş ‘in mezarında buluşup mezar ziyareti yapıp dualar ediyorlar.Önceki yıldan vaat edilmiş adakları varsa yanlarında getirdikleri veya orada satın aldıkları oğlakları önce duayla kesiyorlar.Arkasından yanlarında getirdikleri ve kabukları soyulmuş uzun ve kalın sopalara asıp hızla yüzüyorlar.Bu sopalara oğlakları takıp önceden yakılmış ateşlerin üzerine uzatıp yavaş yavaş pişiriyorlar ve ailece bir arada yiyorlar.Velhasıl mistik bir ortamda dua,inanç,adak oğlak eti derken dağ başında sessiz ve serin bir ortamda yıllık bir tazelenme,amaçlanan bir Eren’e ulaşma.Arkasından görüşülmeyen başka köylerdeki,Fethiye ve Köyceğiz tarafındaki tanıdıklarla görüşme,bir nevi festival.
Genellikle her iki taraftaki Yörükler bir önceki gün gündüz,traktörler, minibüslere veya diğer taşıtlara doluşuyorlar,yanlarında çadırları,bir yığın çıralı çam kütükleri,uzun sopaları ve oğlakları ile geliyorlar.Çadırlar kurululuyor,traktör kasalarına yerleşiliyor.Yemekler pişiriliyor,harlı harlı yanan odun ateşinde pişen çaylar belki bir günde beş defa içiliyor.
Gece ise buz gibi bir havada, ateşte pişen çeşitli yemeklerin yanı sıra içki içenler ve şarkılarla türkülerle oynayanlar,coşku dolu gençler.Geçen yıllarda bu iş o kadar ileri gitti ki mahalli yöneticiler;Eren’in manevi havası ile aşırı içki ve silah atışları yapılan ortam arasındaki uyumsuzluğu dikkate alarak işin eğlence tarafını kontrol altına aldılar.2006 yılı yazındaki son gezimde gayet düzenli,jandarma denetiminde rahat bir hale getirildiğini gördüm ve sevindim.Çünkü önceki bir gezide gece saat 3’e kadar silah seslerinden uyuyamamıştım.
Herneyse,her yıl Ağustos ayı’nın son Çarşamba günü toplanma ve ertesi günü sabah erkenden Erenbaba’nın mezarını ziyaret.Olayın özü bu.Ama Çiçekbaba dağının zirvesinde sessiz bir dağ başında olduğunda ise insanı etki altına almayı özüne dönmeyi ve yaşamını sorgulamayı sağlıyor.Bu yönleriyle benim için, özellikle de motosikletle, her yıl gitmeyi isteyeceğim bir yer.
İlk defa 1995 yılında gördüm Beyağacı.
O zamanlar Acıpayam'da öğretmendim.Birileri tavsiye etti ve ilk kez zorlu bir yolculuktan sonra Kartal Gölü'ne ulaşıp güzelliklerini gördük.
!900 m.civarında bir yükselti.Denizli’den Beyağaç ilçesi yaklaşık 100 km.Arkasından 30 km sarp,yokuş,taşlı bir orman yolundan gidilen,insanı yola çıktığına pişman eden bir güzergah.
Sonunda Çiçekbaba dağının zirvelerinde bir buzyalağında kar sularının birikmesiyle oluşmuş,pırıl pırıl ve buz gibi suları ile çok şirin ve minik bir göl.Çevresi yemyeşil çayırlarla çevrili,yamaçlarda asırlık anıt çam ağaçları bulunan bir doğa harikası:Kartalgölü
Aradan yıllar geçti.Bu kez yörenin birbaşka yönünü keşfettim.Her yıl Ağustos ayı’nın son perşembe günü sabah erkenden Beyağaç yönündeki Kartal gölü çevresinde geceleyen Yörükler ile köyceğiz yönünden gelenler, Çiçekbaba dağının zirvesinin doğu yamaçlarında bulunan ve yörede kutsal ve koruyucu kabul edilen Erenbaba adındaki ermiş ‘in mezarında buluşup mezar ziyareti yapıp dualar ediyorlar.Önceki yıldan vaat edilmiş adakları varsa yanlarında getirdikleri veya orada satın aldıkları oğlakları önce duayla kesiyorlar.Arkasından yanlarında getirdikleri ve kabukları soyulmuş uzun ve kalın sopalara asıp hızla yüzüyorlar.Bu sopalara oğlakları takıp önceden yakılmış ateşlerin üzerine uzatıp yavaş yavaş pişiriyorlar ve ailece bir arada yiyorlar.Velhasıl mistik bir ortamda dua,inanç,adak oğlak eti derken dağ başında sessiz ve serin bir ortamda yıllık bir tazelenme,amaçlanan bir Eren’e ulaşma.Arkasından görüşülmeyen başka köylerdeki,Fethiye ve Köyceğiz tarafındaki tanıdıklarla görüşme,bir nevi festival.
Genellikle her iki taraftaki Yörükler bir önceki gün gündüz,traktörler, minibüslere veya diğer taşıtlara doluşuyorlar,yanlarında çadırları,bir yığın çıralı çam kütükleri,uzun sopaları ve oğlakları ile geliyorlar.Çadırlar kurululuyor,traktör kasalarına yerleşiliyor.Yemekler pişiriliyor,harlı harlı yanan odun ateşinde pişen çaylar belki bir günde beş defa içiliyor.
Gece ise buz gibi bir havada, ateşte pişen çeşitli yemeklerin yanı sıra içki içenler ve şarkılarla türkülerle oynayanlar,coşku dolu gençler.Geçen yıllarda bu iş o kadar ileri gitti ki mahalli yöneticiler;Eren’in manevi havası ile aşırı içki ve silah atışları yapılan ortam arasındaki uyumsuzluğu dikkate alarak işin eğlence tarafını kontrol altına aldılar.2006 yılı yazındaki son gezimde gayet düzenli,jandarma denetiminde rahat bir hale getirildiğini gördüm ve sevindim.Çünkü önceki bir gezide gece saat 3’e kadar silah seslerinden uyuyamamıştım.
Herneyse,her yıl Ağustos ayı’nın son Çarşamba günü toplanma ve ertesi günü sabah erkenden Erenbaba’nın mezarını ziyaret.Olayın özü bu.Ama Çiçekbaba dağının zirvesinde sessiz bir dağ başında olduğunda ise insanı etki altına almayı özüne dönmeyi ve yaşamını sorgulamayı sağlıyor.Bu yönleriyle benim için, özellikle de motosikletle, her yıl gitmeyi isteyeceğim bir yer.
Aralık 12, 2006
modern camii
mancarlı pide
Aralık 10, 2006
koca boğazlı orhan

Okulumuzun en koca boğazlı ve mideli öğretmeni huzurlarınızda.Orhan Türkmen
Kendisini yeterince tanımadağımız geçen yıl Yolçatı köyüne balığa götürdük.Bütün balıkları bitirdi.Hatta ikindi vakti acıktım deyip kahvaltı yaptı ardından pişen balıkların da olduğu sofrada bir yemek daha yedi.Koca boğaz Orhan
dedikodu
Aralık 09, 2006
akçakoca
bartın çayı
Aralık 08, 2006
Amasra kalesi
gideros koyu
yine bir kastamonu ilçesi:Cide
şerife bacı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














































