Eylül 24, 2012

Arnavutluk

 Bir zamanlar Arnavutluk Sosyalist bir yönetime sahipti ve Başkanı Enver Hoca idi.Hatta Türkiyedeki sol hareket içinde sovyetler birliği yanlısı ve Çin yanlısı olanların dışında bir de Enver Hocacılar vardı.Küçücük bir Ülke olarak kendini Dünyaya kapatmış,işçilerin egemenliğinde,düşman işgalinden korkan ve bunun için işgalde vatanı savunmak için korugan denen beton savunma yapıları yapmışlardı.Bunlar hala duruyor.Zamanla Enver Hoca ölür,Sosyalizm biter hatta düşman Amerika en güçlü Dost olur.Arnavutlukta neredeyse her binada Arnavut ve ABD bayrakları birlikte dalgalanıyor.Tiranda İskender Bey Meydanında şimdi müze olan ve ön cephesindeki sosyalist resim örneği.
 Tiran'da İskender Bey meydanı ve Heykeli.Kendisi Osmanlı'ya ilk isyan eden ve Arnavutluğun kuruusu olan kişidir.
 Meydanda saat kulesi ve Camii.
 Sosyalist zamanda yapılmış piramit.Sanırım sanat veya spor için yapılmış bir yapı.
 Bugün Arnavutluk hızla değişiyor.Din de canlanan kurumlardan.Modern bir Kilise.
 Yine sosyalist zaman anlayışı,geniş bulvarlar.Bu bulvarlara rağmen trafik zaman zaman kilitleniyor.
Bu da İşkodra kentinde bir katedral.Arnavutluk bir günlük Tiran ve İşkodra gezileri ile iki günde geçtiğim bir ülke oldu.Biraz kaotik yani karmaşık,dağınık göründü gözüme.Aslında kalınıp teleferik ile Tiran manzarası izlenebilirdi veya halk içinde daha fazla zaman geçirilebilirdi ama benim programımda bu kadardı ve geldim,gördüm,geçtim. 

Eylül 21, 2012

KOSOVA'DA BİR GÜN . PRİZREN

 Kosova , Yugoslavya'dan ayrılan son devlet.Halkın büyük çoğunluğu Arnavut ve müslüman.Üsküp'ten ayrılan otobüs 20 dakikalık yol sonrasında sınıra geliyor.Önce Makedonya ve sonra Kosova Gümrük görevlileri işlemleri yapıyorlar.Kimi pasaport kimi kimliklerle geçiyor.Dönüş sırasında Makedon polisi çantaları açıp bakmıştı.
Kosova iki şehri ile biliniyor.Priştina ve Prizren.Biri başkent diğeri ise kültürel merkez.Ben zaman darlığı nedeniyle sadece bir günlük Prizren gezisi yapabildim ama 4-5 gün kalınsa insanın sıkılmayacağı ,güzel yaşamı olan bir kent.Yine kenti güzelleştiren bir nehir,bir kale,camiler,Kiliseler,Osmanlı tarzı evler,sıvasız tuğla binalar,çeşmeler,küçük dükkanlar,köfteler (En güzelini burada yedim) ,Börekler,dondurmalar.
 Arnavut Birliği Müzesinde Geleneksel Arnavut kıyafetleri.Sanırım bunlar artık köylerde kalmıştır..
Prizren'in merkezi.Şadırvan.Etrafta dükkanlar,kafeler dolu.Hoş bir havası var.Burada sulara doyamadım ve bol bol içtim.Yerel yaşantısı sakin ve huzurlu.Bu huzur KFOR adı verilen yabancı ülke askerlerinin oluşturduğu bir güç koruyor.Ülke Amerikan destekli bir oluşum içinde.Türk birliğini de ziyaret etmek gerekti ama zaman yoktu.Öğleden sonra vardım,akşama kadar gezdim ertesi sabah da Üsküp'e döndüm.

Eylül 19, 2012

Macedonya



Balkanlar, uzun zamandır aklımda olan Avrupa'da biryerlere gitme niyetimin gerçekleştiği bir gezi oldu.Bir gün internette gezinirken Pegasus'un ucuz Üsküp uçuşunu gördüm.Bileti elektronik ortamda almamla birlikte gezi planları başladı.Nereden Başlayıp nerede bitecekti?Dönüş biletini de alınca 18 günlük bir program yapmam gerekti.Sonuçta Hostelleri bulup rezervasyonları yaptım.Yol planını çıkardım ve gün geldiğinde İzmir'den Üsküp'e uçarak Balkanlar gezisine başladım.
Üsküp Türk Çarşısı
Serin bir havada indiğim Üsküp ortasından Vardar nehrinin geçtiği ardını bir dağa dayamış ''sıkça söylendiği gibi'' Balkanlardaki Bursa.Yahya Kemal'in doğum yeri.Nehrin Taşköprü ile bağlanan iki kısmından birinde Türk Çarşısı,dükkanları,camileri,evleri yani Türk yaşantısı var.Bürek ve Kebap dedikleri Köfte en sevilen sokak yemekleri.Tatlılar ve dondurma da cabası.Osmanlı tarzı bir hayata hala devam eden kardeşlerimiz yaşıyor.
Tarihi Taşköprü kenti birleştiriyor.Türk Çarşısından çıkıp Hristiyan kesime geçtiğinizde sizi Makedonya Meydanı karşılıyorTepeye dev gibi bir haç dikilmiş olduğunu başınızı kaldırdığınızda görüyorsunuz.İşte Makedonya meydanı.Burası kentin Piyasası.Hareket burada.Eğlence burada.Meydanın Türk tarafında hummalı bir inşaat faaliyeti var. Yeni Devletin Meclisi,Başkanlık sarayı vb. gibi yapılarının inşaat alanı durumunda.Bu taraf daha geniş caddeler,kafeler ve binalarla dolu.2 günlük Üsküp gezisinin ardndan 2.durak güneydeki Ohrid.

Ohrid yeşillikler içinde Bir yerleşim.Kalesi,Kiliseleri,Sahili,Türk çarşısı ile insana huzur veren bir sükunet ortamı.Göle girme,bisiklete binme,kaleye çıkma,piyasa caddesinde turlama,kiliseleri gezme yapılabilir.


Ohrid'den bir günlük kaçışla yakındaki Manastır başka bir gezi yeri oldu.Bitola olarak değiştirilen adı bizce Manastır.Yukarıdaki bina da Atatürk'ün okuduğu Askeri Lise.Burayı gezmek Atatürk'ün hayatına dokunmak gibi bişey oldu.Turlarla gelenler anı defterlerini doldurmuş.
Manastır yine diğer kentler gibi,kafeler ve dükkanlarla dolu caddesi,nehri,saat kulesi,kiliseleri,camileri ile bir farklılıkların birarada yaşama kenti.
Makedonya bitip Arnavutluğa geçerken içinden geçilen bir kasaba Struga.Gölden çıkan sular yoluna devam ediyor.Otobüs'e yetişme telaşından sadece 10 dk görme imkanı oldu.Ohrid'e 12 km mesafede yemyeşil bir dinlenme köşesi.Makedonya'da Tetova,Gostivar,Strumica gibi başka kentler de var Türklerin yaşadığı ama heryeri gezme imkanım yok.
Artık yol Arnavutluğa.





Mayıs 24, 2012

Fas ve Faslılar

Fas ,Krallıkla yönetiliyor.Türkiye gibi farklı etnik toplulukları ,dinleri,milliyetleri barındıran ilginç bir ülke.30 milyon civarında nüfusu var.Ağırlık Mağribi denilen Araplar.
Müslüman Araplar Emevi devleti zamanında buralara gelmişler.İslamiyeti getirmişler.Araplar buraya gelmekle kalmamış İspanya'ya da geçmişler.Cebel-i Tarık boğazı geçiş yolu olmuş.Burada Medina denilen eski dar sokaklı dükkanları olan yerleşim alanlarını kurmuşlar.Camileri tek minareli ve çatılı.
Berberiler diğer bir grup.Özellikle  güneyde ve güneydoğudaki çöl bölgelerinde ve yakınlarında varlar.Uzun boylular, mavi renkli cillabi giyiyorlar.Çöl insanarı.
Yahudiler , 1490 'larda İspanya'dan kovulunca bir bölümü buraya yerleşmişler.İsrail'den sonra en rahat yaşadıkları yerlerden.Varlıklı bir topluluk.
Fransa sömürge yılları Fransa etkisi ve Fransızcayı burada egemen kılmış.İki dilliler.Fransızca ve Arapça.Sokaklar Fransız yapımı araçlarla dolu.
Bunların dışında farklı milletlerden birçok insanı da barındırıyor.Sokaklar gece olunca Afrikalı seyyar satıcılara kalıyor.
 Halk genelde fakir.Yapılar eski ama özellikle Marakeş ve Tanca'da modern yerleşim alanları çok ve güzeller.Kalkınma gözle görülür düzeyde.Çocuklar heryerde çocuk .Casablanca'da  okyanusa yüzmeye giren bir grup.
 Cilbab adı verilen uzun giysileri giyiyorlar.Geceleri simsiyah cilbab içindeki bir Faslı daracık bir sokakta köşeyi dönerek karşınıza çıktığında ürkütüyor tabii.
 Burada da gençler gençliklerini yaşamaya çalışıyorlar.Çalışmak için Avrupaya özellikle Fransa'ya çok göç etmişler.Avrupa yakın.
Unlu mamuller üretimi yaygın.akşam olunca pasta ve kekler alınıyor...
 Ekmek temel gıda.Pideye benzer ve güzel:Lezzetli.Sokaklarda satılıyor,seyyar satıcılar da satıyor. Bir de Fransız Baget ekmeği var.İnce , kabuğu sert ve kırıklanıyor.


 Ülkede ulaşımın en kolay ve ucuz yolu tren.Ana hatlarda tam vaktinde ve ucuz olarak çalışıyor.Güzel de Garlar yapmışlar.Türkiye ile kıyaslanmaz üstünler.
Fas fakir ama umutlu , misafirperver insanlar ülkesi:turizmde marka olmaya çalışıyorlar.Çöl filmleri çekiliyor ve destekleniyor.Meyve sebze bol ve ucuz.Fiyatlar genelde Türkiye'ye yakın.Balık ve su ürünleri bol.Yaygın beklenti aksine çöllerle içiçe değil.Yeşil.Tavsiye ederim.Gidilesi bir ülke.

Mayıs 20, 2012

Essaourıa

Essaourıa Fas gezimin son noktası oldu.Atlas Okyanusu kıyısında , Portekizlilerin kurduğu bir kent.Aslında Fas'ın güney kıyılarında daha bilinen merkez Agadir.Agadir için Fas'ın Antalya'sı deniyor.Bu kadar turistik bir yer ise beni çekmez.Otel görmek için gidemem deyip Essaourıa'yı seçtim.Marakeş'e 3 saat uzaklıkta.
Sahilde bir adaya  inşa edilmiş bir Kale (Mogador adası ) , kalenin karşısında Surların koruduğu bir kent burası.Surlarda toplar.Surların ardındaki kentte Medina ve içinde daracık sokaklar labirent gibi uzanıyor.Liman ve balıkçı tekneleri , Martılar , koku buraya tam bir sahil havası veriyor.
Kaybolmak burada mecburiyet sanki.Elimde harita sora sora zor buldum Hostel'i.Eski bir Fas evi.Riad deniyor bu evlere.Yerleşip kendimi sokaklara attım.Kapıdan çıktığım anda yolu kaybediyorum.Hayret bişey.Sokaklarda altyapı çalışması var.Kazılıyor,küçük iş makinesi gidip geliyor.Toz,çamur sokakta kalabalıktan yürümek zor derken kaos ortamı insanı içine çekiyor.Sahildeki kale,kafeler,dükkanlar derken Liman ,balıkçılar ortam adeta insanı şaşırtarak kendine çekiyor.Yukarıda Limandaki tekneler görülüyor.

Günbatımı burada bir ilginç.Alıştığımız uzun gurup yok.Güneş Türkiye'ye göre nisbeten kısa sürede batıyor.Ekvatora yaklaştıkça doğup batma süresi kısalıyor.Ekvatorda lambayı açıp kapama gibi sanki ama Norveç'e giderseniz de batmak bilmeyen güneş görülür.Herneyse med - cezir olayı da gayet güzel görülüyor.Sahilde top oynayan gençlerin yanından geçerken otomatik ayarlayıp makine beni çeksin diye karşısına geçtim.O ara kale boş takım karşı kaleye hücum etmekte.Makine beni çekti.Tam gidip alayım diye hareketlendim amanın sular kabardı kabardı ayakkabılar paçalar su içinde.Makine demirden minik  kale üstünde , kaptım çıktım ama baya şaşırdım.
Upuzun bir sahil , sahilde develer,ATV motosikletlerle gezenler , yürüyenler ,koşanlar burayı hareketli bir yer yapıyor.Medina içi zaten sürekli kalabalık.Bol bol yürüdüm.Kafelerde çay ve kafuli içtim.Deniz pardon okyanus mahsullerinin tadına baktım.Güzeldi burası da .3 gün kaldığım Essaorıa'dan güzel anılarla ayrılıp Otobüsle uzun bir yolculuk sonrası başladığım noktaya döndüm.Casablanca'da geçirdiğim bir gece ve ertesi gün uçak beni Sabha Gökçen'e uçurur.Hoşçakal Fas.

Mayıs 19, 2012

Marakeş (Marrakech)

 Bir uzun tren yolculuğu ve kompartmanda sohbetlerle sıkılarak ikindi vakti Marakeş'e vardım.Pırıl pırıl bir güneş ve insana '' iyi ki yaşıyorum '' dedirten bir hava karşıladı beni.Marakeş çok güzel ve Fas'ın marka şehri.Ünlüler , turistler burayı hiç boş bırakmıyor.Evler kırmızı renkli kumdan yapıldığı için kızıl şehir de deniliyor.Şehir geniş bulvarları ,meydanları , souk adı verilen çarşıları ile gezmekle bitecek gibi değil.Buranın en meşhur aktivitesi ise her akşam Jema El Fna adlı meydanında kurulan ve ortaçağ'ı hatırlatan görüntüler.Bu meydan insanların toplandığı ve akrobatları ,müzisyenleri,yılan oynatıcıları,maymuncuları ile tam bir curcuna.Büyük mangallarda şişler pişiyor,portakal suyu satıcıları sıralanmış,salyangozcular bir tarafta,kek ve çay satanlar,dövme işleyenler,şifalı bitkileri ve kremleri ,ilaçları satan uzun mavi giysili berberiler.Her akşam insanlar buraya akıyor.Fotoğraflar çekiliyor tabii bahşiş karşılığında.Hiç kimse parasız kendini çektirmiyor.Şahin gibi fotoğraf çekenleri gözlüyorlar.ben çaktırmadan birkaç tane çekebildim.Yukarıda Marakeş'in Simgesi Kutubiye Camii'nin minaresi görülüyor.
 Yerel giysileri ile Bir müzisyen.Toplananlar için şarkılarını söylüyor.
 Marakeş'te Bahia Palace 'ın ikinci kat penceresinde bir güzel.Güzellikte onunla yarışan oyma ağaç işçiliğine de dikkat.
 Menara Bahçeleri yeni şehir alanında dev gibi bir zeytinlik.Burada sulama amaçlı havuz ve çevrsi de turistik bir yer haline gelmiş.Havalanan uçak ile bahçedeki minik köşk güzel bir manzara oluşturuyor.
Marakeş'in yılan oynatıcıları bir turist ile maharetlerini sergiliyorlar.
2 gün kaldığım Marakeş Tanca ile birlikte Fas'ta en çok sevdiğim yer oldu.Büyük Medinası ve bitmez tükenmez dükkanları halka ve özellikle turistlere alışveriş çılgınlığı yaşatıyor.Deri,koku,argan yağı ,ahşap oyma işleri,otantik berberi ürünler,Cillabi denilen uzun yerel giysi ve daha niceleri.Buraya uzun zaman ayırmak gerek.
   Marakeş konum ve diğer özellikleriyle de çekim merkezi.3 saat uzaklıkta Atlas okyanusu var.Deniz ve balık ürünlerinden yararlanıyor.2 saat uzaklıkta Ourzazate adlı kent çöl filmleri çekilen kumdan bir kent.Marakeş çölün giriş kapısı yani.4 saatte trenler başkent Casablanca'ya ulaştırıyor.Birkaç saatlik mesafede kuzey Afrikanın en yüksek dağı var.Etrafında zengin turistler için golf alanları yapılmış.Lüks tüketime yönelik mağazalar da eksik değil.Neticede Marakeş çok özellikli bir kent.Sabah aldığım kent haritasında gösterilen turistik merkezlerin hemen hepsine gittim.2 gecemi Jema El Fna meydanında eğlenerek geçirdim..Öğleyin otobüs beni Fas'taki son yer olan Essaourıa'ya götürür.Gezi bitiyor.

Fes (Fez)

 Fes ,Fas isminin kaynağı sanırım.Batılılar Morocco,Kendileri Maroc diyor.Mağrip de kullanılıyor ama biz Fas demişiz.Fes adlı başlık da buradan kaynaklanabilir.
Medinanın dışında bir hostele gece saat 10'da varıp güç bela bekçiye derdimi anlattıkan sonra  yönetici bir hışımla geldi.Kızgınlığı her halinden belli oluyordu.Gecenin bu saatinde beni yordun der gibi.Neticede bu gece de başımı sokacak bir yer bulmuştum.
Ertesi sabah kiraladığım Petit Taxi beni Medinanın aşağı kapısında bıraktı ve ben doğaçlama dolaşmaya başladım.Tabii bunu yaparken her sokağa girmek gerekmiyor.İnsanların yoğun aktığı sokakları izlemek daha güvenli yoksa labirentte dolaşan fare gibi çıkmaz sokaklarda dolanıp kalmak gerekecek.Kaldım da oradan biliyorum.
 Bir riad.Yani Fas evi.Dışarıdan bişeye benzemeyen ama içeride bahçesi odaları olan bir yapı ve ince ağaç işçiliklerin fotoğrafını çeken bir fotoğrafçı.
 Tipik Fas yapılarına ait bir kapı örneği.O kadar yaygın ki insan hangisini çekeceğini şaşıyor.
 Fes'te  Medina ana dolaşım yolunda bir çıkmaz sokak içinde huzur merkezi bir Cafe.Cafe Clock.Ben pek süslü yerlere takılmam ama buranın müzikleri,yiyecek içecekleri çok kaliteli:Lonely Planet gibi gezi kitaplarında da yer alıyor.Tavsiye ederim.
Bir tepeden Fes.Ortada Büyük Camii.Bu Camii çevresinde Attarine Souk denilen çarşıları var ki görülesi yerler.Benim bulamadığım bir yer ise deri boyama işyerleri oldu.Sanırım Fas'taki en geniş alanlı en büyük Medina burası.Yine burada bulunan Nejjarine Müzesi de ağaç işçiliğinin en güzel örneklerine sahip bir Afrika tarzı ile etkieyici.Bir tam günümü Fes'i gezmeye ayırdım.Yarın bir tam gün yolculuk var.7 saatlik Fes - Marrakech tren yolculuğu.

Mayıs 17, 2012

Tanca

2 Gece Casablanca'da konakladıktan sonra sabah karanlıkta kalktım.Söylenen gece bekçisine aldırmadan yürüyerek  CTM adlı otobüs şirketinin terminaline vardım.Daha 1 saat var ama heyhat yer yok.Yakındaki istasyona varıp açılmasını bekledim.Gene Heyhat buradan Tanca'ya tren yok.Petit taxi denilen ucuz taksilerden birine binip Casa Voyager adlı ana istasyona varıp bilet alıp beklemeye başladım.İstasyonda Cruvasan ve kahve ardından 4 saatte tren Tanca'ya vardı.Ucuza bir otel bulup yollara düştüm.
 Tanca ya da Tanger , Cebelitarık Boğazının güneyinde İspanya'yı karşıdan gören bir şehir.İspanya kıyısındaki Tarifa'ya 35 dk ve sık sık feribot var.Hem Akdeniz hem Atlas okyanusu etkisinde.Bir liman kenti.
Bir tepeden liman ve şehir görünümü.
 Şehrin ilk yerleşimi bir kale içindeki Kasbah adı verilen , 2 m genişlikte sokakları olan minik bir köy.burada daracık sokaklardan birinde uzun uğraşlardan sonra ömrünün 24 yılını gezilerde geçirmiş gezgin ve Coğrafyacı İbn-i Batuta'nın mezarı var.Sokak dar olduğundan objektif  tamamını alamadı.
Kasbah sonrası buranın etrafını Medina adı verilen islami yerleşim sarmış.Farkı sokaklar genişlemiş.aynı çıkmaz sokaklar,labirent misali uzanıp gidiyor,dönüyor.Sokaklarda kaybolmaya alıştım artık.Medina etrafını ise geniş caddeleriyle bugünün modern binaları,yüksek apartmanları almış.
 Bir feribot İspanya'dan geliyor.Burası deniz mahsullerinin bolca bulunduğu bir yer.Güzel bir balık hali var.Havası suyu güzel.Mavi ve yeşil bu kentte insanı sarıp sarmalıyor.

Bu amcayı dönüş saatini sahilde beklerken gördüm.Dalgaların yaladığı sahilde bir ileri bir geri gidip geliyordu.Bir ara dalga o kadar kuvvetli geldi ki adamcağız bisikleti ilerletemedi ve durdu.Adam da yana devrildi ve heryeri ıslandı. o kadar güldümki iyi eğlence oldu bana.Sonra da derlenip toparlanıp gördüğünüz gibi bastı gitti pedala.
Sevdim Tanca'yı.Akşam üzeri tren beni Fes' e götürür.En kuzey de bitti böylece.
 Kasbah sokakları.Sanırım Kasaba sözcüğü buradan geliyor.gezmesi çok zevkli yerler.
 Bu gemi ise Cebelitarık boğazını geçmekte olan bir gemi.Akdenize girmekte.
Tanca'nın daracık sokaklarında sıkça karşımıza çıkan bakkal dükkanlarından biri.

Mayıs 16, 2012

Casablanca

Casablanca
Adı güzel şehir.Bir filmle hafızalara kazınmış.Bu film tanınırlığını çok arttırmış.İspanyolca ''Beyaz Ev '' demek adı.Fas'a gidiş gelişlerde başlangıç noktası.Havaalanı önemli.
Havaaalanında indikten sonra uçak fazlalığı nedeniyle 2 saate yakın sırada bekleyip alt katta bulunan change office'de para bozdurup (daha sonra dışarıdakilerin daha uygun olduğunu öğrenmek de var ) doğruca tren istasyonuna.Alandan kalkan tren 35 dk da Casa Voyager denilen ana istasyonda bırakıyor.
Şehir kalabalık.Trafik yoğun.Cafeler sık sık karşıma çıkıyor.İnsanlar önlerindeki masalara kurulmuş kafuli veya naneli çay içiyor,gazete okuyorlar.Burada çay yeşil nane yaprakları olan demliğe sıcak su ve bol şekerden oluşuyor.


Medina adı verilen (daha sonra her şehirde eski yerleşim olan Medinalardan bulunduğunu öğreneceğim) bölümdeki Hostel'i bulup yerleşme ve kenti keşfetmeye çıkış.
Sokaklarda yürüyorum.Hedef sahildeki Kral 2.Hasan Camii.Zaten bu şehirde görülecek fazla bişey de yok.Giderken Casablanca filminde '' Bir daha çal Sam '' denilen piyanonun bulunduğu Rick's Cafenin önünden geçip fotoğraflıyorum.2. ise Hyatt otelinde bu piyanonun.Sokakta birdenbire karşıma BİM çıkıyor.Anaaa .Aynı bizim mahalledeki.Renkler kasalar falan.Buraya da gelmişler.Bir köşebaşında ise bir kadın sonra bir çocuk bişeyler yiyorlar.Merak edip yaklaşıyorum.Hatta fotoğraflıyorum.Salyangoz bunlar.
Camiyi buluyorum.Atlas Okyanusu sahilinde dolgu yapılarak inşa edilmiş bir devasa yapı.Turistler de merakla geziyorlar.120.000 kişi alabildiği yazılı bir yerde.İçini gezme,etrafında dolaşma ,insanları izleme ile vakit geçiriyorum.

 Akşama kadar kentte turladıktan sonra akşama Medinanın girişi ve içindeki eğri büğrü sokaklardaki afrikalı seyyar satıcıları iziyorum:Karmaşaya kapılıyorum.İlk gün yorgunluk uykusuzluk derken önceki geceden uyku bastırıyor.
 Akşam Medina'nın giriş kapısında salyangoz satıcılarından gene görünce yaklaşıyorum.Merakımı gören satıcının önce suyundan tat demesinin ardından '' Allahım , şifa niyetine deniyorum,beni affet '' deyip ilkini yiyorum.Ve ardından kase bitiyor.




Casalanca'da 2.gün yine doğaçlama gezme ile devam ediyor.Sokaklar,insanlar derken kent yeterince rutinlik vermeye başlıyor.Bu gece de kalayım ama yarın sabah yola çıkayım.Fazla kalmanın katkısı yok.
Casablanca tüm gezi sonrası izlenimim Fas'ın en az merak edilecek yeri.Bir Sanayi,ticaret ve idari merkez.Çok kalabalık ve dağınık.Bazı semtlerde kapkaç hırsızlık falan da çok diyorar.Yine de yeni bir ülkede ilk kent yüzü ile burada karşılaşıyoruz.Fotoğraflar da buradan.

Mayıs 13, 2012

İstanbul'da bir gün

Uzun bir zamandır gezilere çıkamamıştım.Fas araştırdığım ve merak ettiğim bir ülke idi.Yola İstanbuldan çıkacağım için uçuş öncesi gün İstanbul turunda çektiğim fotoğraflar var şimdilik.Sonrası gezilen kentlere göre sıralanacak.
İstanbul farklı yaşamlar kenti.Çalışanlar ve molalar ilginç olabiiyor.
Tabii ki boğaz manzarası da olmazsa olmaz.
Bir fırsat etkinliği olarak Galata mevlevihanesinde Sema ayini de bize güzel anlar yaşattı.Hadi bakalım akşama uçak yolculuğu başlıyor.

Ekim 25, 2010

Barhal (Altıparmak )


Barhal , Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı,Barhal Çayı kenarında yeşillikler içinde bir kasaba.Hayatımda gördüğüm en güzel,en yeşil,en sıcak kasabalardan biri.Yamaçlarında Barhal Kilisesi var, Gürcüler tarafından yaptırılmış.Kasabanın içlerinden Kaçkar dağına giden bir yol var.Bunun dışında Birçok zirveye buradan ulaşmak için yola çıkılabilir.Trekking,alabalık avcılığı,kampcılık ve fotoğraf için çok güzel manzaralar sunuyor.Barhal hakkında ilk bilgiye İstanbulda görev yapan bir yabancının fotoğrafları ile ulaştım.Biz Türkler daha yurdumuzu tanımak için bile gezmeye çıkamamışken bir yabancı Türkiyede bulunduğunda adeta ülkemizin altını üstüne getiriyor.Herneyse adamın değişik mevsimlerdeki Barhal fotoğraflarına bayılmıştım.Bir gün yolum düşer inşallah demiştim ki geçen yaz gerçekleşti.mutluyum,mutlusun,mutlu...
Burası aynı zamanda İstanbul belediye başkanı Kadir Topbaş'ın da köyü.
Tavsiye ederim bir gün siz de yolunuzu düşürün.Barhal'a

Eylül 13, 2010

Yusufeli


Yusufeli Artvin'in Çoruh nehri kıyısında şirin bir ilçesi.Erzurumdan 2 saatlik bir yolculukla varılıyor.Daracık nehir kıyısına sıkışmış,insanların apartmanlarda yaşadığı,yeşillikler içinde bir köşe.Uzun zaman kalınırsa belki insanı sıkar ama yine de yaz aylarında Kaçkar'lara tırmanmak için gelenler burayı hareketlendiriyor.
Burası Türkiye'de nehir sporlarının yapılabileceği en uygun yerlerden biri.Rafting , Kano sporlarına çok uygun.Bunun için çok sayıda insan geliyor.Bir diğeri ise trekking.Buradan Barhal çayı boyunca yürüyebilir,kamp yapabilirsiniz.Yakın çevrede yolu çok zorlayıcı olan yerlerde Gürcü kilisesi kalıntıları da görülmeye değer yerler

Yusufeli'nin bir diğer özelliği ise insanının iyiliği.Son derece efendi,kendi halinde iyi bir insan yapısı olduğu söyleniyor.Nehir boylarında çok güzel meyvalar yetişiyor.
Yusufeli yapılacak baraj nedeniyle su altında kalacak bir ilçe ama buna rağmen yoğun bir şekilde inşaat yapılıyor.Ne iş anlamadım.
Burada Cağ kebabı yiyebilir,dere kenarında kahvelerde dinlenebilir ya da su sporları yapabilirsiniz.Türkiye'nin gizli cennetlerinden biri burası.

Ağustos 17, 2010

TRANSKAÇKAR





Uzun zamandır ilgi alanımda olan bir konuydu Transkaçkar.Nedir olay? Artvin’in Yusufeli ilçesinden başlayarak kuzeyinde bulunan Kaçkar dağının eteklerinde kamp kurarak Kaçkar’a çıkış yapmak ardından geçitler yardımıyla Kaçkarların kuzeyine geçmek ve Ayder yaylasına ulaşmak.
Karadeniz bölgesinin doğusunda yeralan Kaçkarlar Türkiye’nin 4.yüksek dağı.Ayrıca geçilen alanlardaki insanların kültürel özellikleri de son derece ilginç.
1.Gün:Kararsız kaldığım günlerde ve kendimi acaba yalnız başıma yapabilir miyim diye sorgularken bir anda kendimi sırtçantamı hazırlamış ve Erzurum otobüsünde buldum.20 saatlik bir yolculuk sonrası , sonunda Erzurum. (Dadaş turizm 60 TL )
2.gün:Erzurumda 4 saatlik bir süre kenti ve eserlerini görmeme yetti.Yakutiye ve Çifte minareli Medreseleri,Taşhan ,Taş mağazalar ve Gelgör Cağ kebapçısında öğle yemeği. (3 şiş cağ ,1 kadayıf dolması 20 TL ) Ardından Yusufeli minibüsü ile Tortum Gölünü de görerek Yusufeli.(Artvin seyahat 20 TL )
Yusufeli bir trekking ,rafting ve kano sporları merkezi.Maalesef yapacak grup olmadığından yapamadım.Konaklama öğretmenevi .18 TL
3.gün:Sabahtan akşama kadar Barhal (yeni adıyla Altıparmak ) minibüsü kalksın diye boş boş bekleme.Nihayet akşama doğru yola çıkma ve Barhal.Kilisesini fotoğraflama ve konaklamak üzere Barhal Cafe’nin bahçesine yerleşme.(Kamp 10 TL ) Barhal çok güzel bir köy.İstanbul Belediye başkanı Topbaş’ın da köyü.
4.gün:Yaylalar köyüne minibüs’ün öğleden sonra gideceğini öğreniyorum.Ben yola çıkayım da belki bi gelen araç olur düşüncesi boş çıkıyor.Sonuç :16 km yolu sırt çantası ile yürüyorum.Faydası cebimde 10 TL kalması değil sadece.Ertesi günler için vücudum antrenman ile kıvama gelmiş oluyor.Yorgun argın dere kenarındaki çadırların yanına kendimi atıp sahiplerini bekliyorum.Gelenler İstanbul’dan Kartal dağcılık kulübü üyeleri.Çadır kur ama nezaketen yer sahibinin pansiyonunda bi öğün ye.uyarısı.Akşam yemeği pansiyonda. 17 TL
5.gün :Sabah erkenden Olgunlar köyüne doğru yola çıkış.Yaylalar köyü içinden geçmek yokuş nedeniyle adamın iflahını kesiyor.Oflaya puflaya 2 km sonra Olgunlar köyüne varıyorum.Burası Kaçkar öncesi bakkal ve yerleşim olan son köy.Biraz alışveriş ve yola devam.Toplamda 11 km kadar dar bir patikadan yürüdükten ve hele son 300 metrede terlemekten , susuzluktan ,yorgunluktan bitap düşmüşken İstanbullu bi Avukat ile tanışıp laflayarak Dilberdüzü’ne varıyorum.Burası Kaçkar tırmanışı öncesi ana kamp alanı.Aradan 2 saat kadar geçtikten sonra Kartal dağcılık’ın elemanları da geliyor ve çadırlarını kuruyorlar.Saat 2’den akşama kadar sohbet ve dinlenme ile zaman geçiyor.Yarın Kaçkar tırmanışı var.
6.gün :Sabah 4’de erkenden kalkıyorum.Avukat arkadaş ve bir başka çift ile tırmanma kararındayız.Kahvaltı ertesinde yola çıkarken Kartal dağcılık ta yola çıkıyor.Biz de aralarına kaynıyoruz.Zorlu bir tırmanış sonrası çok yorulmuşken Deniz gölü bizi karşılıyor.Biraz mola ardından yine tırmanış ve karşımızda Kaçkar dağı.3932 m yükseklikle biz bekliyor.Burası tamam mı ,devam mı kararı yeri.Sabahleyin yanıma alabileceğim bi küçük çantam olmadığından boynumda fotoğraf makinesi bi o yana bi bu yana sallanıp duruyor.Son metrelerde ihtiyaç duyulan ve vücudun su kaybını telafi etmeyi amaçlayan meyve karışımlı su yok ve ben çok ama çok yorulmuşum.Önce aşağı inmeyi gerektiren dik yamaca ardından aşağıdaki küçük göle ve sonra da zirveye doğru uzanan çarşak denilen taş yığınlarına bakıyorum ve benim için buraya gelmek bile başarıdır deyip benim için tamamdır diyorum.Ben dönüyorum ,grup zorlukla tırmanmaya devam ediyor.Dağcılar ile onlara katılan bir çift çıkıyor zirveye.Avukat arkadaş da yarıda bırakıyor.Geri dönüp Deniz gölünde oyalanıyorum.Ardından nirengi noktaları olan birkaç taşın üst üste yığıldığı işaretleri geçip Dilberdüzü’ne iniyorum.3550 m benim için zirve oldu.
7.gün:Sabah erkenden kendi başıma yola çıkıyorum.Amacım öğrendiğim rotayı izleyip Ayder yönüne geçmek.Olgunlar köyüne geliyorum.Girişte gözlemeci’de 1 gözleme 2 ayran 6,5 lira.Biraz da bisküvi ve çikolata gerek bana.Tang da lazım tabii.Çantam sırtımda köyün içinden sola dönüp bir dere yatağını izliyorum.Önce Dobe yaylası ardından yamaç boyunca yükselen patika giderek dikleşiyor.Artık öylesine ıssızlaşıyor ki patika ,içimden şurada karşıma bi ayı çıksa ne yaparım korkuları doğuyor.Çarşaklar başlıyor.ardından nihayet kar.Karlarla dolu küçük çukurları geçip bir düzlüğe ulaşıyorum.Ardından aşağı doğru alçalan bir patika.Naletleme geçidini geçmiş bulunuyorum.Zirveler o kadar sessiz ki.3200 m civarındayım.Aşağı doğru adrenalin yüklü, Korkularımla ve yorgun bi halde iniyorum.Önce küçük bir göl ve ardından aşağıda Karadeniz gölü.Çadır kurup dinlenirken içimden tamamen soyunup suya girmek geliyor ama ya bi gelen olursa ? Elimi yüzümü yıkamak ,ayaklarımı suya sokmak yetiyor.Özellikle soğuk su yorgun ayaklar için birebir.2 saat kadar sonra yamaçtan gelenler görülüyor.Nihayet Kartal dağcılık gene burada.Akşam yemeğini yemeyi bitirmişken çıkan rüzgar bana , çadıra gir ,diyor.Erkenden girdiğim uyku tulumunda uzun bir gece beni bekliyor.
8.gün :Yine gruptan önce kalkıp yola çıkıyorum.Gölün üst kısmından dik bir patika önce bir sırta ardından Kavron yaylasına doğru yavaş yavaş alçalan bir vadiye ulaşıyor.Sırta ulaştığımda bakıyorum ki 2 tane göl .Öndekinin yanında naylon çadırlar kurmuşlar ,hiç yanaşmayıp yüksekteki göl kıyısına ulaşıyorum.Büyük Deniz gölü burası.Sabahın erken saati kimseler de yok.Çıplak suya girmenin tam zamanı.Kısa bir suyla eğlenme ve hemen giyinip ( ne olur ne olmaz ) ,yola çıkıyorum. Arıyorum arıyorum aşağı inecek yeri bulamıyorum.Bendeki rota patikayı derenin solunda gösteriyor fakat patika yok.Nihayet yeşillikler içinden daha önce inilmiş bir iz bulup iniyorum.Epeyce inince derenin sağından aşağı inen patika belirginleşiyor.Ben de hemen o tarafa seyirtiyorum.Artık patika daha düzgün iniyor.Aşağıdan gelenler var,önce çoluk çocuklu bir turistik grup sonra da 2 dağcı.Yola devam derken saat 11 gibi Yukarı Kavron yaylasındayım.Kaçkarları geçtim.Bu bana yeter.Kavron’da hem serin bir hava hem de yağmur var.Ramazan nedeniyle akşamları horon tepme olayı kalkmış.Öyleyse durmanın anlamı yok..Dolmuşa bindiğim gibi Ayder yaylasındayım.10 Tl Acıktım vakit öğlen . Bi yemek yiyorum ki ,mercimek çorbası ,alabalık –sanırım tereyağında pişirmişler – ve salata 9 TL .mükemmmel yemek .Yaylada çadır kurma zorlaşmış.Taa üst tarafa atmışlar çadırlı kampcıları.Şimdi taa oraya kadar çıkamam deyip yürümeye başlıyorum yokuş aşağı.Az sonra gelen minibüs Pazar’a kadar götürüyor.9 TL Pazar’dan Rize’ye geçiyorum ve ardından Metro turizm ile Rize – Ankara (50 TL ) ,Ankara – Denizli Pamukkale turizm 35 Tl. Dokuzuncu gün olmuş ve ben tam dinlenmeden yollardayım ama evimdeyim.Kendi başıma Transkaçkar yaptım.Seneye zirve inşallah.
Sırada ne var acaba? Antalya’dan Isparta Yalvaç’a olan Saint Paul yolu olabilir ya da Fethiye’den Antalya’ya Likya yolu .Hayırlısı bakalım…


Haziran 22, 2010

MAYBAL

Blogda genelde gezilerimi , yaptıklarımı anlatıyorum ya ,bu defa da yediklerimi anlatayım istedim.
Birincisi Maybal .Maybal,Muğla arı yetiştiricileri Birliğinin üretimi olan bir bal markası.Kısaca üreci birliği ürünü.Bu kadar zamandır gerek pazarlardan gerekse çeşitli markalara ait o kadar bal yedim ama böyle güzelini yemedim.İnsanın genzini yakan özgün çok güzel bir ürün.Kesinlikle tavsiye ederim.Denizli'de birkaç süpermarkette bulmuştum daha önce inşallah hala vardır.Siz de rastlarsanız kaçırmayın,derim.
İkincisi de evde yapılan işlerle ilgili.Bir adet enişte köyden bi sürü erik getirmiş,kırmızı,ergin hafif mayhoş güzel bişey.bana da zorla verdiler 5 kg kadar.Ye ye nereye kadar.Birazını da bi komşuya verdikten sonra kalanını pişireyim dedim.ya marmelat olur ya da reçel.Biraz su ilave edip hafi ateşte pişsin diye bıraktım.İçeride de Brezilya'nın maçı var.maç bitti,biraz da film seyrettikten sonra artık yatayım,dedim.Mutfağa bi girdim ki o da ne? Erik tenceresi taşmış,fırın üstü taşanlarla dolmuş,yere kadar ulaşan döküntüler ve ocağın üstü yanları heryer pembe bir renk almış.Tamam dedim kadınlar neden sütü taşırır şimdi anladım.Elindeki işe gereken dikkati göstermezsen olacağı budur.Elimde bir kavanoz dolduracak kadar marmelat mı ne idüğü belirsiz bişey kaldı.bakalım nolcek.Sulandırıp sulandırıp yerim ben onu.


Taşma demişken son birşey,traktörüne mazot doldurmakta olan kardeşim,hemen arka taraftaki hangarda bişey yapıp geleyim diyor.Gidince yapacağı şeye takılıyor ve evin önüne gelince bakıyor ki mazot dolmuş,taşmış heryer çevre felaketi halinde.Garibim hala 400 liralık akıp giden mazota üzülüyor.Siz siz olun elinizdeki işe odaklanın ve sabredin...