Burasi Haridvar yakinlarinda Dunya yoga baskenti sayilan Efsanevi Beatles grubunun gelisiyle hippi akinina ugramis bir huzur kosesi.Tabii eskiden.simdi tamamen ticari bir yer,turizm:Para haline gelmis.Bol yesillikler icinde agac altinda saatlerce kalinca huzura eriyorsunuz,ya da sabah aksam yoga yaparak.Ben sadece geziyorum ve fotograf cekiyorum ama daha kendi cektiklerimi yukleyemedim.2 Aralikta Hindularin olulerini yaktiklari Varanasi ye gidiyorum trenle yaklasik 18 saat.Orasi doguda gidecegim son nokta.Oradan geri Agra ya donecegim insaallah.HayirlisiKasım 30, 2008
RISHIKESH
Burasi Haridvar yakinlarinda Dunya yoga baskenti sayilan Efsanevi Beatles grubunun gelisiyle hippi akinina ugramis bir huzur kosesi.Tabii eskiden.simdi tamamen ticari bir yer,turizm:Para haline gelmis.Bol yesillikler icinde agac altinda saatlerce kalinca huzura eriyorsunuz,ya da sabah aksam yoga yaparak.Ben sadece geziyorum ve fotograf cekiyorum ama daha kendi cektiklerimi yukleyemedim.2 Aralikta Hindularin olulerini yaktiklari Varanasi ye gidiyorum trenle yaklasik 18 saat.Orasi doguda gidecegim son nokta.Oradan geri Agra ya donecegim insaallah.HayirlisiKasım 27, 2008
MCLEOD GANJ

4 Gundur Dharamsala adli kasabanin ustunde bulunan ve 1800 m yukseklikteki MC Leod Ganj dayim.Burasi yuksek,havasi serin,insanlarin yururyus yaptiklari,meditasyon ve yoga ile ugrastiklari bir yer.Agaclarda maymunlar,dun fistik yiyerek yuruyordum maymunlarin fistikseverligini unutmusum 'baktim bana dogru geliyor,elimdekini bosaltip hizla yurudum.Copluklerde inekler,maymunlar,kopekler ve kargalar yiyecekleri temizliyorlar.Burasi da turistik olmus ,arabalar,jeepler,motosikletler,3 tekerlekli riksalar derken yollar toz icinde.Halk da birbirine ekli binalar yapip duruyor.
Burasi 1959 yilinda yurdundan Cin tarafindan Surulen Dalai Lama onderligindeki Tibetlilerin yasam alani.
Bugun tren yolculugu var.Sabaha Haridvar ve ayni gun Dunya meditasyon ve yoga baskenti Rishikesh deyim insaallah.
See U
Kasım 22, 2008
Sonunda Hindistan
Allaha sukur hersey dusundugum gibi gidiyor.Pakistanda cok zorlu iki gecis yaptim.Birisi taftan colu gecisi digeri ise Quetta ile Lahor arasi.Yolda tanistigim pakistani arkadasim eger cok gec bilet almasaydi yatarak gelebilirdik ama biz ancak yatmayan bir koltukta 24 saat dik oturarak yol yaptik trenle.Sonunda o da bitti.Lahordan sonra 22 kasim sabahi 1. sirada bir japon ve 2. sirada ben kapidan india ya girdik.Amritsardayim.Altin Tapinakta.Yarin da Dharmsala ya dogru yola devam.hayirli yolculuklar bana.Hoscakalin
Kasım 17, 2008
YOLLARDAYIM
Ankaradan yola ciktim ve Tebrize geldim.
2 gun Tebrizde misafirlik ve sonrasinda Tahranda hic durmadan once isfehan conra Yezd son olarak ta Siraz i gezdim.Bugun Persepolis gezisi ile defterime yazdigim gezilecek yerler bitti.
Artik hizli bir Pakistan gecisi yapip Hindistana varmak istiyorum.Hayirlisi.
Gorusuruz
2 gun Tebrizde misafirlik ve sonrasinda Tahranda hic durmadan once isfehan conra Yezd son olarak ta Siraz i gezdim.Bugun Persepolis gezisi ile defterime yazdigim gezilecek yerler bitti.
Artik hizli bir Pakistan gecisi yapip Hindistana varmak istiyorum.Hayirlisi.
Gorusuruz
Kasım 07, 2008
ANKARA'DA 3 GÜN
Turgt Zaim'e ait bir resim:Yörükler Köyü
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi
AnıtkabirÇarşamba gününden beri Ankaradayım.Sabah erkenden Hindistan büyükelçiliğinde aldım soluğu.Pasaport ve diğer evraklarla 40 dolar harcı bayıldım.Biraz Ankara'da sonbahar yürüyüşü,Beşevler'de otelcilik okulunda yer bulma ve konaklama.Akşam üzeri kapı önünde Denizli'den kapı komşumuza rastladım.Doğal tabii.çünkü bu okulda çalışıyor.Akşama da çaya gidip sohbet edip döndüm.
Perşembe günüm akşama kadar boş.Sabah erkenden Anıtkabir ziyareti ile gezmeye başladım.Anıtkabir son gördüğümden bu yana yeni ve görsel bölümlerin eklenmesiyle daha da güzel olmuş.Öğleden sonra ise Ankara Kalesi içindeki Anadolu Medeniyetleri Müzesine gittim.Aman yarabbi.Harika bir yer.İlkçağlardan başlayıp (Kaya resimleri) Friglere,Hititlere,Helenistik döneme kadar çok sayıda eser yer alıyordu.Çok beğendim.1997 yılında Avrupa'nın en iyi müzesi seçilmiş.
Akşam üzeri pasaportu almaya gittiğimde ise zorluk yaşadım.Makbuz olmadan veremeyiz deyip çıktılar.Bütün kimlik kartlarıma rağmen vermek istemediler.Sağolsun Hindistan yolculuklarının uzmanı Zafer Bozkaya da oradaydı.Onun da ısrarı ve yardımıyla kimlik fotokopilerini çekip bir de yazı imzalatarak pasaportumu aldım.Tek girişlik 2 aylık vize vermişler.Neyse...
Bugün Cuma arttık gidiş günü.Sabah gezilecek yer olarak dünden,Resim Heykel müzesini seçmişim.Radyoevinin hemen üstünde bir yer.Osmanlı döneminden Cumhuriyete önemli ressamların ve heykeltraşların eserleri sergileniyor.Burayı da beğendim.Yanında Atatürk'ün ölümünden sonra Anıtkabir tamamlanıncaya kadar kabrinin bulunduğu Etnografya müzesi var.Işıklandırma yetersiz .Beğenmedim.
Akşam 18.30'da Gity Peyma şirketiyle Tebriz'e yola çıkacağız.Hayırlı Yolculuklar.Görüşürüz
Ekim 31, 2008
HİNDİSTAN

Dün 28 yıllık arkadaşım Osman ile buluştuk.Biraları da açtırdık mı?Evet.Konuşurken Osman dedi ki,yarın bugünden genç olmayacaksın.
Ben de aynı fikirdeyim ama bazen insan ne yapmakta olduğunun ayrımına varamıyor.Emekliyim.Bu yıl çalışacak okul var mı?Yok.Yeni bir iş kurmaya ekenomik kriz elvermiyor.Çocuklar desen dışarıda.
Ne duruyorsun dedim kendi kendime.Madem ki hayalin Hindistana gitmek.Çık yola.
Kararımı verdim.Hindistana gidiyorum haftaya inşallah.Karayolu ağırlıklı ve yaklaşık 40-45 gün sürecek.
Ankara'dan başlayıp (vize alınacak ),trenle Tebriz,Tahran,İsfehan,Şiraz,Pakistan,Amritsar'dan başlayarak HİNDİSTAN
Hayırlısı.İnşallah umduğum gibi aksaklıkla karşılaşmadan bu yolculuğu yaparım.Haberleri vermeye çalışacağım.Yorucu olacak biliyorum ama istiyorum.Hoşçakalın
Ekim 14, 2008
SÖĞÜŞ

İzmirdeydim yine.Mehmet bey,ki kendisi kimya mühendisliği okuyan bir öğrencidir ve benim küçük oğlumdur ,bayramda gelemeyince ben gideyim dedim ve bir günlüğüne İzmir yaptım.Yollar daha çabuk bitiyor artık.3 saat 15 dakikada vardı.Çabuk geldik diyordum.dönüşte ise 2 saat 50 dakikada gelince şaştım kaldım.
4 saat içinde ne yaptık?
Hatay Üçyoldan çıkıp merdivenlerden inerek kendimizi Karataş'da bulduk.Sahil boyunca yürü Allah yürü.Konak meydanı,Pier derken Pasaport'a geldik.Birer simit birer çay derken denize karşı İzmir'de Kordon'da olmanın tadını çıkardık.
Devam edip Alsancak'a vardık.Ne yiyelim diye düşünürken söğüş yemeye karar verdik.Oğlanın bildiği bir yer ''Söğüşçü Hüseyin Usta'' Ben de kızlarağası Han'ın yanındaki Mustafa Ustayı biliyorum ama uzağız şimdi oraya.
Şimdi burada anlatalım,nedir söğüş?
Söğüş İzmir'e özgü bir dürüm çeşidi.Haşlanmış kellenin yanak,dil,beyin ve etleri bir lavaş ekmeği üzerine dilim dilim edilip konuluyor.Yanına taze kabuğu sıyrılmış ve doğranmış domates,soğan,biber,baharat ilave edilip dürülüyor.Al sana söğüş.Yanına turşu veya ayran gibi ilaveler yapılabilir.Afiyet olsun.
Kıbrıs Şehitleri caddesindeyiz hala.Baba,birer de bira çakalım dedi Mehmet.O da olsun dedim ve keyifler yerinde.
Pamukkale Turizm beni getirdiği gibi götürdü Denizli'ye.
Bir güzel gün de böyle bitti.
Ekim 09, 2008
PARAMPARÇA

Saatim yok tam olarak bilemem
Biraz bira biraz şarap önceydi
Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken
Yıllar hayatlar geçiyor
Kayıp bir bavul gibiyim hava alanında
Yada boş bir yüzme havuzu sonbaharda
Çok mu ayıp hala mutluluk istemek
Neyse zaten hiç halim yok
Bugün benim doğum günüm
Hem sarhoşum hem yastayım
Bir bar taburesi üstünde
Babamın öldüğü yaştayım
Bugün benim doğum günüm
Kelimeler büyüyor ağzımda
Bildiğim tüm hayatlar
Paramparça, paramparça
Takatim yok yinede telefona sarıldım
Son bir özür için sevdiğim kadınlardan
Aradım mesajlar çıktı kapattım
Telesekretere konuşamayanlardanım
Biraz bira biraz şarap önceydi
Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken
Yıllar hayatlar geçiyor
Kayıp bir bavul gibiyim hava alanında
Yada boş bir yüzme havuzu sonbaharda
Çok mu ayıp hala mutluluk istemek
Neyse zaten hiç halim yok
Bugün benim doğum günüm
Hem sarhoşum hem yastayım
Bir bar taburesi üstünde
Babamın öldüğü yaştayım
Bugün benim doğum günüm
Kelimeler büyüyor ağzımda
Bildiğim tüm hayatlar
Paramparça, paramparça
Takatim yok yinede telefona sarıldım
Son bir özür için sevdiğim kadınlardan
Aradım mesajlar çıktı kapattım
Telesekretere konuşamayanlardanım
Ekim 03, 2008
GÜMBET VE BODRUM BODRUM
Gümbet'te Gece (Resim bodrumlife'a aittir teşekkürler)Geçen hafta Yalıkavak'ta geçen 5 gün sonrası değişiklik yapıp çevreyi tanımaya devam etmek için Bodrum'a geçtim.Kalınacak yer olarak Gümbetteki Zetaş kamping'i tercih ettim.Kişi 10ytl,karavan 1,5ytl toplam 11,5 ytl'ye kaldım 2 gün.elektrik istenirse 1,5 ytl daha.Karavanı parkedip 10 adım yürüdüm ki sahildeyim.Uzun bir sahilde ingiliz turistler şezlonglara uzanmış,üstlerini çıkarmış güneşleniyorlar.Hadi bazı üstsüzler güzel ve bakılıyor ama yaşını başını almışların ve kiloluların üstsüz güneşlenmesini yasaklamak lazım.Manzarayı bozuyorlar.Hadi dedim gelir gelmez hemen deniz gerekmez,doğru Bodrum.Önceden tanıştığım Bodrum'da çalışan arkadaşları ziyaret edip Bodrum'u doğuya doğru yürüyerek keşfe çalıştım.Büyük gemiler için bir liman yapmışlar,yeni sitelerle dağı taşı doldurmuşlar.Her yer ev,her yer yapı.Betonsever milletiz vesselam.
Bodrum'u tur ettikten sonra gece dışarı çıkayım dedim.Aman yarabbi.Her Bar'dan müzik yayılıyor,ışıklar,dikkat çekici nesneler,kapı önlerinde çığırtkan gençler.
Ben bu gençleri anlayamıyorum.Nasıl bir ingilizce konuşuyorlar,sevgililerin yanında kızları öpüyorlar,şakalar yapıyorlar,açıkçası sırnaşıyorlar ve işyerine turistleri çekmek için her şaklabanlığı yapıyorlar.Böyle olması gerekir mi tartışılır.Sabaha kadar bu ses ve müzik bombardımanı sürüyor.kaldırımlarda sarhoş kızlara,bağıran çağıran oğlanlara rastlamak mümkün.Bana ne zaten yorgunum gider yatarım.
Gümbet plajıErtesi gün kendime tatil izni verdim ve mayomu giyip yanıma gazetelerimi de alıp doğru sahile.Güneşlendim,yüzdüm ve yaz bitmeden son demlerini yaşadım.
Gümbet genel görünümGümbet tamamen paket tatile göre oluşmuş bir yer.Turistler gruplar halinde geliyor,otellerde kalıyor,günlerini deniz kıyısında şezlonglarında güneşlenerek,kitap okuyarak geçiriyorlar.Pek denize de girmiyorlar.Geceleri dışarıda yemek yiyip büyük ekran televizyonlarda maç seyrediyorlar,eğleniyorlar ve ardından günleri bitip gidiyorlar.Yerlerine gelenlerde de aynı rutin tekrarlanıyor.Gelsin poundlar.Turizm altın yumurtlayan tavuk nasıl olsa.Bu yıl durgun biraz ama, bu hissediliyor.
Bayram geliyor deyip karavanı takıp yola çıktım.Tekerleği yol kenarındaki taşa çarpmayı ve kırılan pencere mandallarını saymazsak zarar ziyan yok.Karavanı dengeli yüklemeyi de öğrendim daha az yakıt yakıyor gibi.Önemli olan yolda olmak varmak değil.
Eylül 22, 2008
MUSTAFA ENDER YALIKAVAK'TAN BİLDİRİYOR
Küdür yarımadasından Yalıkavak...Merhaba 5 gündür Yalıkavaktayım ve burayı benimsemeye,değişik yerlerini görmeye çalışıyorum.
İlk olarak perşembe günleri kurulan pazarını gördüm.Küçük ama temiz ve yerli yabancı müşterileriyle hoş bir pazar.Zenginler sabahtan meyvenin sebzenin tazesini alıp gidiyor,hesaplı harcayanlar ise ikindi ve akşama kalıyor her pazarda olduğu gibi.Bazen Kos adasından Yunanlılar da geliyormuş.
Sabah yürüyüşü için tepede Sandima köyüne yürüdüm.Evler terkedilmiş,çatı ve duvarlar yıkılmış.Evlerin ocağına incir dikilmiş yani.İstanbuldan gelip bu terkedilmiş köye yerleşip resim yapan ve heryeri resimle,desenle süsleyen ressam hanım Art House adlı evinde resimlerini sergiliyor.Merkezde de sanatçılar sokağı bu işlevi görüyor.
Bir başka yürüyüş rotası ''Bodrum'un Tibet'i'' diye adlandırılan Geriş Köyü oldu.Çok yüksek bir tepeye kurulmuş (Yüksekliği Tibet'e benzetilmiş sanırım ) ve günbatımının harika izlendiği bir yer.
Yalıkavak sahilleri boyunca yüründüğünde ise karşıdaki yarımada'ya ulaşılıyor ki burası Küdür.
Küdür Ocak ayında deve güreşlerine ev sahipliği yapıyor.
Merkezde ise beni bulabileceğiniz yer sahildeki Belediye Çay bahçesi.Her an rahat ve huzurlu.
Lüks teknelerin demirlediği Marina ise bana uzak bir havayı soluyor.Bu çok ama çok zenginlik havasını öyle sade sunuyorlar ki zenginlik bu diyorsunuz.Milyon dolarlık yelkenliler,jetskiler,zodyak bot'lar derken ,ben hemen çıkayım diyorum ,bana uymaz.
Bürokratik işler devam ediyor ve yakında bitecek gibi de görünmüyor.Kendime iş arıyorum.Ne iş olsa yaparım abiiiii.
Eylül 18, 2008
KARAVAN'DA YAŞAMAK

Hayatımda bir değişiklik yapmak istedim ve yaz aylarını değişik yerlerde kalarak,daha serin ve görülesi yerlere giderek değerlendirmek için minik bir karavan aldım.330 cm uzunluğunda ve hafta sonu modeli tipinde,650 kg ağırlığında bir ERBA karavan.
Adapazarında karavanı teslim aldıktan sonra yola çıktım ve Kütahya yakınlarında göl manzaralı salaş bir yol kenarı lokantasında yağda kızarmış tatlı su mercanı ve salata yiyip ardından yoldan 4 km içerideki Kaplıca'ya vardım.Yatmadan önce sıcak su keyfini yaptım ve karavanda ilk gece.Şu da var ki karavanı eğimli yere parkederseniz yatakta yuvarlanıyorsunuz.
Geçen perşembe ise sonbaharı Ege sahillerinde yaşamak ve bazı bürokratik işler için Didim-Akbük ve ardından bodrum-Yalıkavak yollarına düştüm.Karavan nerede ben orada.Karavanlı gezgin Yalıkavak'tan selam eder.
Eylül 09, 2008
KARADENİZ DEDİKLERİ
Çerli köyünün kahvesi.Burası Değirmenyanı denilen ve sahilde kurulu,tulumbası olan,denize girilen oyun oynanan ve Barbaros adlı bir kahvecinin işlettiği hoş bir yer.Çılbak vatandaş ise okulumuzun müdür başyardımcısı olan ve beni misafir eden arkadaşım nuri bey.
Ordu ile perşembe arasındaki Çerli köyü sahili.kestane ağacından güzel tekneler yapıyorlar.Karadeniz hakkında gözlemlerim veya bende uyandırdıkları neler?Tabii ki kişiseldir genelleme yapmamak lazım.
1-Karadeniz çok güzel ama uzun süre insan cennette de yaşasa sıkılır herhalde.O kadar yeşil,mavi,serin ve güzel ama insanlar da çabuk kızıp çabuk sönen bir agresiflik var birazcık.
2-Etnik yapı karmaşık.Lazlar,gürcüler,Hemşinliler,kafkas kökenliler gibi bir sürü farklı kökenden gelen insan yanyana yaşıyor.
3-Her karadenizli kendine özgü ve herbirinin ayrı fikri var.Ordu'da ilk saatler Perşembe minibüsüne bindim.Biri '' fındıklar kızarmış'' dedi.Diğeri ''evet kızarmış'' dedi.Ardından fındığın niye para etmediğiyle ilgili bir tartışma başladı ki herkesin fikri ayrı ve herkes benimki doğru diyor.Neredeyse kavga çıkacak.
4-Çok iyi insanlar.Nerede karşınıza çıkarlarsa bir ihtiyacınız olup olmadığını soruyor yardımcı oluyorlar.Konuşmaları yer yer bağırarak olmakla beraber dostça.Genelde birbirini iğneleyen ve kızdırmaya dönük konuşuyorlar.
5-Yiyecekleri çok lezzetli,Doğal ve besleyici.Kocaman ekmekleri,akçaabat köfteleri (kocaman yassı parçalar halinde),zigana sütlacı,kuymak,mıhlama,karalahana çorbası ve diğerleri.Hele yayla balları çok lezzetli ama pahalı da.Olacak o kadar.
6-Minibüsçüler Türk icadı Dolmuş'a yeni bir uygulama getirmişler.Şöyleki,buralarda çok fazla sayıda yanyana yerleşimler var ve bunların dolmuşçuları müşteri kapma nedeniyle kavga ediyorlar.Bunun üzerine demişler ki,bir yerin dolmuşları oradan başka yere yolcu götürsün ama getirmesin.Yani sadece tek gidiş yönüne yolcu alabiliyorlar.İlginç geldi.
7-En çok neresi bende iz bıraktı dersem;Ayder yaylası,Uzungöl,Trabzon ve Perşembe ilçesi derim.Artvin'i gezemediğimden fikrim yok.Genelde güzel insanlar ve güzel yerler içeren ve tekrar tekrar gitmeyi isteyeceğim bir yer karadeniz.
Eylül 03, 2008
SARP,BORÇKA VE DİĞERLERİ
Gezinin sonunda Sahilde varabileceğim son nokta;Sarp.Burası Hopa ilçesinin çok güzel bir köyü.köyün ortasındaki dere sınır olmuş.Karşı yaka Gürcistan,bu taraf Türkiye.Karşı yamaçta görünen evler Gürcülere ait.Denizli'den Ordu'ya giderken otobüste Gürcüler vardı.Nasıl sizin memleket,dedim.çok güzel,güvenlikli,buyrun gelin,dediler.Ben de yanıma pasaportumu almadığıma pişman olmuştum.5-6 gün sonra duydum ki Rusya Gürcistan'a saldırmış.Bu defa da gidemediğime sevindim.Allahın dediği olur.
Artvin,bu yılki gezi programımda olup olmayacağı belli olmayan bir yerdi.Hadi dedim,deneyeyim.Vara vara vardım Buket Köşker'in ilçesine.Kendisi Borçka'nın ingilizce'den sorumlu öğretmenlerindendir ve yan tarafta linki vardır.Buket tatildeydi ama tanıdıkları bile yetti işlerimi görmeye.Burası Çoruh üzerine kurulmuş bir köprü ama sürekli tingildeyen bir köprü.Yürüdükçe sallanıyor.
Borçka'nın bir başka görünümü.İlçe çoruh'un kollarının birleştiği bir yerde kurulmuş,kenarında da balıkçılar eksik olmuyor.Buradan Maçahel'e gitme planlarım ise gidilecek yere gece varma,yolun süresi (2-3 saat) ardından pansiyonda konaklama (fiyatlar),ertesi sabah erkenden ilçeye dönüş gibi etkenleri dikkate alarak oturdum,düşündüm ve dedim ki;Buraya kadar.Artvin özel planlama,çaba ve araç isteyen apayrı bir yer.Burası artık Karadeniz değil Kafkasya'nın başlangıcı.Burada gidilecek yerlere sırat köprüsü gibi yollardan gidiliyor.Vara vara ise ıssız bir yere varılıyor ama Dünya cenneti.Bakınız Vatan gazetesi köşe yazarı mutlu Tönbekici'nin yazıları.Bu yılki karadeniz gezim bitmiştir,dönüyorum.Eylül 01, 2008
AYDER
Ünlü Ayder Yaylası;Fırtına deresinin kenarında sisler içinde,kaplıcası bile bulunan tamamen kendine özgü bir yayla burası.Buradan hareketle daha yükseklerde henüz turistlerin gidemediği bu nedenle özgün ve yayla olarak kalabilmiş Kavron,palovit,Amlakit vb. birsürü yaylaya gidilebiliyor.Burası turistik olmuş artık ama gene de yayla.Serin,ıslak,güzel.
Yayla'ya dik bir vadiden inen bir dere.
Fırtına deresi çağlaya çağlaya buz gibi suları ile aşağılara inmekte.Birileri de bunu durduralım suyundan elektrik üretelim diyor.tamam o da ihtiyaç ama daha uygun yerlere yapılamaz mı?Ağustos 27, 2008
UZUNGÖL'DEN RİZE'YE
Rize'de görülecek yerlerin başında Ziraat çay bahçesi geliyor.meydan'dan dik bir yolla çıkılan bir tepedeki Çay Bahçesinden Rize manzarası.5.GÜN:sabah erkenden kahvaltıyı yapıp Trabzon'a ve dolmuş duraklarından bilet alıp Uzungöl'e doğru yola çıktım.Yine çiseleyen bir yağmur ve muhteşem uzungöl.Ortalık Arap turist dolu.Burası çok güzel manzaralı,dinlendirici ve sakin bir yer.Etraf bir anda sisle kaplanıyor.Bir süre yol boyunca Göl etrafında dolaşıp fotoğraflarını çektim,tereyağında pişmiş alabalık ve salatadan oluşan yemeğimi de yedikten sonra of'da indim.Artık yeni hedef Rize.Akşam daha olmamıştı ve Rize'de öğretmenevinin yönlendirdiği otele yerleştikten sonra Rize'yi gezebildiğim kadar gezeyim dedim.Önce Rize Ziraat çay bahçesine gittim.Burası tepede kurulmuş,Tüm Rize'yi gören,Çay içilen,dinlenilen hoş bir yer.Aynı zamanda bir botanik bahçesi.Akşam olmadan Rize Kalesine de çıkayım dedim.Ama oldukça yokuş tırmanarak gün batımında Rize Kalesine ulaştım.kale'den Rize manzaraları çektim.Oldukça küçük bir yer Rize.Akşam ve otelde dinlenme
Ağustos 23, 2008
SÜMELA
sisler içinde Sümela Manastırı,gizemli ve ulaşılmaz bir görüntüsü var.Sabah erkenden kalkıp Trabzon merkezden Sümela manastırına gitmek için otobüs firmalarına baktım.Merkezdeki şirketler Sümela turu için 20 ytl ye bilet kesiyorlar.Gidiş dönüş.Eğer Maçka'nın kendi minibüsleri ile gitmek isterseniz onlar da 15 ytl'ye gidiyorlar.Çok virajlı bir yoldan vardığımız Sümela çisildeyen yağmurla karşıladı bizi.Şoför neredeyse manastırın kapısına kadar çıkardı.Serin bir havada manastırı gezdim.Giriş 8 ytl çıkışta kıvrım kıvrım ve dik patika bir yolu izleyerek aşağı indim ve tesislere geldim.Normalde hristiyanlar ve diğer ziyaretçiler bu yokuş ve patika yolu tırmanarak Sümela'ya ulaşıyorlar.Tesisler dere kenarına kurulmuş.Ne yiyeyim derken karadeniz yöresel yemeklerine takılayım dedim ve Kuymak ile Hamsiköy Sütlacı oldu tercihim.Çok ta güzeldi yemekler.Sonra dönüş ve tekrar Trabzon.Akşama kadar gezip akçaabat'a dönüş.
Ağustos 20, 2008
sera gölü ve trabzon
Trabzon Sera gölü:Heyelan sonucu oluşmuş minik bir göl
Trabzon Ayasofya Kilisesi ;Mozaikleri,manzarası var.
Trabzon'da tepeler ve aralarında dereler var.Bir dere yatağının ıslah edilip park haline dönüşümü görülüyor.3.GÜN:TRABZON sabah erkenden kalkıp Uygulama otelinde kahvaltımı yaptım ve doğruca Ordu.Garaja yeni giren ve hemen hareket edecek otobüse bindiğim gibi Akçaabat.Yolda verilen molada akçaabat otelcilik ve Uygulama otelinde yer olmadığını öğrendim ve yapılacak 2. seçenek öğretmenevine gitmeye karar verdim.Zemin katta herkesin kalmadığı oda boştu ve kalacak tek yer burasıydı.Eşyalarımı bırakıp doğruca gezmeye çıktım.İlk hedef, yolda levhasını gördüğüm Sera gölü.Trabzon yolunda Yıldızlı Beldesine vardım.Dolmuştan inip 2- 3 km'lik yolu yürüyerek kah böğürtlen yiyerek,kah fotoğraf çekerek tamamladım ve heyelan sonucu minik bir derenin önünün kapanması ile oluşan Sera gölüne ulaştım.Güzel,sakin ve dinlendirici bir yer.Dönüşte doğruca Trabzona giden bir dolmuşa bindiğim gibi dooooğru Trabzon.İlk durak ana yola yakın Ayasofya Kilisesi.İçerisinde çok güzel mozaikler var.Manzaralı güzel bir yer.Devamla şehir turu yapıp Trabzon Müzesine vardım ki kapalı.Niye?Pazartesi olduğu için.Uzun çarşıyı,Zağanos Paşa köprüsünü ve Atatürk meydanı/Taksim'i gördüm.Şehir Tarih kokuyor.8 yıllık iktidarında imparatorluk sınırlarını 2 kat genişleten Yavuz Sultan Selim burada şehzadelik yapmış.Eşi Gülbahar Hatun adına cami ve türbe yaptırmış .Oğlu da burada doğmuş ve Osmanlıyı zirveye çıkarmış.Kanuni Sultan Süleyman.Şehirde kent kültürü var.Plaj gibi bir yere kurulmuş havalimanı ile ilginç bir yer Trabzon.Burada da var bir Boztepe.Buraya dolmuşla çıkıp tepeden trabzon resimlerini çektim.Kızlar manastırını gördüm ve artık yeter deyip Akçaabat minibüslerini bulup öğretmenevine döndüm.Burada ne yenir?Akçaabat köfte.Çarşıda bulup bir usta yemeğimi yedim (Bu Karadenizde ne güzel yiyecekler var be) ve bir gün de böyle bitti.
Ağustos 18, 2008
KARADENİZ'DE İKİNCİ GÜN :ORDU
Ordu merkezde yerel müze;Paşakonağı.Bir zengin yaşam örneğiOrdu; Karadeniz'in fındık başkenti.Dere, tepe, yamaç heryer fındık bahçesi.Önce merkezi kısaca gezip Paşakonağı adı verilen yerel müzeyi gezdim.Daha sonra aynı yolla gidilen meşhur Boztepe'ye doğru yola çıktım.Yolun yarısında yorulup dolmuşla devam ettim ve Boztepe'ye vardım.Boztepe tüm Orduyu kuşbakışı gibi gören müthiş manzaraya sahip bir yer.Bol bol fotoğraf çektim.Arka taraftaki bir yolu izleyerek Perşembe yönünü de fotoğraflayıp yürüyerek Kumbaşı semtine indim.Ordu limanını,eski Kilise'yi ve öğretmenevini gördüm.Ordu genel anlamda benim için bitti.Sayacak Olursam,Yason burnu,hoynat adası,Çaka ve Efirli plajları,Paşakonağı ve özellikle Boztepe Ordu'nun görülecek yerleri.Uzun kalırsanız da Perşembe ilçesi ve buradaki kışlaönü limanı,içerilerdeki Çambaşı yaylası diğer gezilebilecek yerler arasında.Çarşı pazar gezmeleri de yapıp Ordu'yu bitirdim,Yola devam etmek gerek. yarın Trabzon'a doğru yola çıkıyorum.
Ağustos 14, 2008
KARADENİZ'DE İLK GÜN;PERŞEMBE
Yason Burnundaki kabartma;İlkçağ mitolojisindeki Altın Post hikayesinin bir parçası
Yason Burnu;Uzaktan burun,Kilise ve yemyeşil çayırları görülüyor.
Büyükağız Köyü sahili;Öğleden sonra deniz kabarmış,dalgalar sahile kabararak geliyor.Karadeniz işte.Meşhur Karadeniz gezisine sonunda başladım.Denizli Ordu yolculuğu sonrası Perşembe Anadolu Otelcilik ve Turizm meslek lisesine yerleşip geziye başladım.İlk gün olmasına rağmen 10-15 km yürüdüm.Kışlaönü limanında çay içip bir minibüse binerek Büyükağız Köyüne kadar gittim.Burada inerek Büyükağız köyünü gezdim.Sahildeki İlköğretim okulunun bahçesine çadır kurmuş ve fındık toplamaya gelmiş Güneydoğulu erkek ve kadınlar gördüm.Genç bir erkek elimdeki fotoğraf makinesinden dolayı beni gazeteci zannedip hallerini anlatmaya başladı.Birkaç resmini çektim onların.yolboyu yürüyüp yol kenarında rastladıklarımla konuştum.Bir aile yemekleri hazırlamış mevlit saatini bekliyorlardı.Epeyce sohbet ettik ama yürünecek yol çoktu ve mevlitin başlamasına da çok vardı.Yason burnuna vardığımda yemyeşil çayırlarla kaplı bir burun ve ucunda kilise manzarayı oluşturuyordu.Günbatımı fotoğrafı çekmek için de epeyce beklemem gerektiğinden vazgeçtim.Yürüyerek Çaka plajına geldim.Ordu'nun en güzel plajlarından biri burası.Artık yorgunluk iyice bastırmaya başladı.Devam edemeyeceğime karar verip bir minibüsle Perşembe'ye döndüm.İlk gün için güzel bir başlangıç oldu.Balıkçıdan 5 ytl'ye aldığım çipurayı balık pişiricisi yanına salatasını da ekledikten sonra masaya koydu.5 ytl de ona verince 10 ytl'ye neffis bir akşam yemeği oldu doğrusu.Perşembe'deyim.Balık başkentinde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















