Mart 24, 2008

Serçe Limanı

Taşlıca yolunda bir Cennet:Söğüt ..Aman Siyasiler duymasın yoksa hemen imara filan açılır.
Taşlıca'ya dönen atlar.
Taşlıcalı bir genç kız.Hepsi aydınlık yüzlü insanlar.Eve su lazım tabii.


Gezgin geziyor

Tatil dönüşü okula gidip gelmek bazen öyle bir monotonluk yaratıyor ki '' yolcudur Abbas,bağlasan durmaz ''durumu oluyor.Ne de olsa serde gezginlik var.Dedim kaçayım.Nereye ? Doğru seçenek C şıkkı :Marmaris
Marmaris bende ayrı hisler uyandırır.Tatillerimin vazgeçilmeziydi bir zamanlar.Ne Çubucak Orman Kampı kaldı gitmediğim ne de Turunç.
Yıllar sonra bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti.Bu kitap,Sevan ve Müjde Nişanyanlar'ın ''Herkesin Bilmediği Olağanüstü Yerler ''adını taşıyan kitabıydı.Bu kitaptan nereleri bulup gitmeye çalışmadım ki.Bunlardan biri de Marmaris'in Taşlıca adındaki köyünün yaklaşık 8 km güneyinde yeralan ( Bu yol çok taşlık ve bozuk,lütfen yavaş gidin ) Serçe Limanı.
Serçe Limanı Türkiye'nin en güzel ve tenha,sakin koylarından biri.İlk gidişimde yaz mevsimiydi.Etraf sapsarı otlarla kaplı,çok sayıda kuyudan köylü kadınları su çekiyor,eşeklere yükleyip evlerine taşıyor.Yolun kenarında terk edilmiş evlerden kalan duvar kalıntıları,duvar diplerinden fışkırmış gibi incir ağaçları...O zaman ocağına incir dikmek ne demek anladım..
Yolun sonuna doğru başıboş atları da görünce bu ıssız,insansız alanda işte dedim.İşte Afrika...
Savanlarla kaplı Afrika manzarasına sahip bu yerin sonunda ise pırıl pırıl denizi ile nefis bir koy bizi bekliyordu.
Bu defaki gidişimde ise Afrikada yaz mevsimi yaşanıyordu.Oranın yazı yağışlı mevsimdir.Savanlar gibi otlar heryanı yeşile boyamış.Köy kadınlarının hepsi de istisnasız gülümsüyordu ve konuşuyorlardı benimle.
Serçe Limanındaki lokantanın sahibi olan ailenin kızı ile lafladık.Daha açmadık dedi.Peki dil işi nasıl,İngilizce öğrendin mi dedim.Parasını alacak kadar, dedi.Cevaba bakar mısınız ?
Serçe Limanı'na gitmek isterseniz bir gün ,önce Bozburun'a varıyorsunuz.İçine girmeden sola dönüp önce Söğüt köyü'ne hemen sonra da Taşlıca köyüne varıyorsunuz.Taşlıca'ya girer girmez sağa döndüğünüzde aşağı inen yol sizi Serçe limanına götürür.Arada kapı var,sürgülü .Kapatmayı unutmayın.


Serçe Limanı ve balıkçılar

Mart 15, 2008

BABADAĞ'DA BİR ÖĞLEDEN SONRA

Yolun sonu...Çay mescidinde çekilmeye hazır tesbihler...
Çay Mescidi bir ağaç köprünün sonunda sizi karşılıyor.


Göçükolukta 700 yaşlarında olduğu yazılı bir yaşlı çınar.

Babadağ'da bir öğleden sonra
Zaman Mart ayının ilk günleri.Babadağ rutin günlerinden birini yaşıyor.İnsanlar işinde gücünde.Evlerden tezgah şakırtıları geliyor.Babadağ dokuyor , dokuyor.Zaman kendi devinimini sürdürüyor.Kış son soğuklarını yaşatıyor.Bahar, geleceğim ama daha vakit var diyor sanki.Bir yürüyüşe ne dersiniz? Biraz hava alırız.Aman dikkat...Havaya daha güvenilmez, yanınıza sıkı birşeyler alın.
Haydi yola çıkalım.Karacasu yoluna çıkıyoruz.10 dakika sonra Yardan Çayı'ndayız.Çay usul usul akıyor.Babadağ tepelerinde karlar var.Oralara bahar gelmesine daha 3 ay var.Çay boyunca ,bastığımız yerlere dikkat ederek yukarı doğru çıkalım.Duyuyor musunuz,heryerden kuş sesleri geliyor.
Daha yorulmadık ama Göçükoluk'a geldik bile.Burada Osmanlı Devletinin şaşaalı günlerini görmüş bir anıt ağaç var.Şu büyüklüğe bakın.Bu bir anıt çınar ağacı.Yaklaşık 700 yaşında.Bir de bizlere bakın.50 yıla ne çok şey sığdığını zannediyoruz.Bu kadar yeter.Yola devam edelim.
Yolun sonu derenin üzerindeki şu köprüyle varılan Çay Mescidi.Burası özellikle Bahar ve yaz günlerinde yoğun yeşillik içinde adeta bir cennet.Henüz kendi zamanı gelmemiş ama bekliyor.Bahar gelsin ,namaza gelecekler yaylaya gelsin diye bekliyor.Pencere camına asılmış tesbihler çekilmeyi bekliyor.Ama doğa da yapacağını yapmış.Zemin tahtaları çürümeye başlamış.Herhalde esaslı bir tamire ihtiyaç var.
Neyse bugünlük bu kadar yeter.Artık dönelim.Yol yayla evlerinin arasından aşağılara doğru zik-zaklar çizerek ilerliyor.Ana yola ulaştık bile .Babadağ buralara doğru geliyor yavaş yavaş.Şu apartmanlar Babadağ' da yeni yaşam biçiminin işaretleri zaten.
Başka bir gün başka yürüyüşler yapalım.Yoksa bu göbek nasıl eriyecek? Görüşürüz..


Yardan Çayı.Yürüyüşe başlıyoruz.

Karlarla kaplı zirveleriyle Babadağ.İsterseniz çıkmayı deneyin bakalım.

Mart 06, 2008

MİMLENDİM

Denizli Çamlık'ta yeni yapılan havuz alanı
MİMLENDİM
Yazılanlar Blog izleyicisi olduğum,Buket Köşker'in mimlemesi sonucu ortaya çıkmıştır..Ben anlamam böyle şeylerden Buket ya,ağır abiyim ben :)

'İşte Bunlar' Listesi

-Karayoluyla İran üzerinden Hindistan ve Nepal'e gitmek.En az 3 aylığına...mümkünse bir Bollywood filminde oynamak...

-Yazlık yapma hayaliyle peşine düştüğüm bodrum'daki arsaya Bungalov yapmak.Sonunda çekme karavan koyacaz böyle giderse..

-75 kiloya inmek

-İkinci hayatımı yaşıyorum 2003 yılından beri belki ikinci bahar da yaşamalıyım.Bilmiyorum artık...

Yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim

-Çarşıya gidip mont almak,ayakkabı almak.Alacam almasına ama alışveriş özürlüyüm ben.Bilemiyorum işte.
-Not defterine ortalamaları aktarmak..Bekleyeyim bakalım yıl sonunda öğrencilere yaptırırım tembellik sürerse..

Bir daha dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa,

-Erken yaşta yurt dışına yerleşmek.

-Erkenden yurt dışı seyahatlere başlamak.Çok geç kalmışım çok...

-Bir müzik aleti çalmak.

-yine aynı anne-baba -kardeşe, aynı çocuklara ve aynı dostlara sahip olmak:)

İSTERDİMMMMM...


Hiç kimseyi mimlemiyorum ben, sadece mimleyeni tanıtayım biraz.Yanda linki bulunan ''buketblu'' nam şahsiyet ile bloglardan tanışıyoruz.Karşılıklı okur olma durumu var sadece ama benim kızım sayılır kendisi.''Buket Köşker '' Kayseri'de doğmuş,İzmir'de büyümüş,Artvin'in Borçka ilçesinde İngilizce öğretmenliği yapan ,24 yaşında Dünya iyisi bir kız.Yürüyüş yapar karşısına ayı çıkar,kayak yapar ağaca çarpar.Benim gibi pozitif bir gezgin öğretmen.Hayatta mutluluklar ve başarılar dileyacağim bir pırlanta.Yolu açık olsun.

Denizli Çamlık'ta kar,kar,kar,kar'dan ağaç
Penceremden 2 hafta önce görülen manzara:Heryerde kar var

Şubat 28, 2008

TURHANDE TUR'A TEŞEKKÜRLER

Gaziantep'te en güzel cartlak kebabı yiyebileceğiniz yer.Cartlak ne mi? Ciğer yorum ciğer...
Halep'te bir apartman (Cephe süslemelerine bakar mısınız ? )

Hazreti Muhammed'in Busra'da Papaz Bahira tarafından tanındığı yolculukta ,devesinin ayak izi

Şubat tatilinde 5 günlük harika bir Suriye,Ürdün turu yaptım.Öncelikle tur şirketi Turhande Tur'a ve gezide bize refakat eden sahibi Mehmet Gebel'e teşekkür ederim.,
O birrrrrr İmam
O birrrrrr Öğretmen
O birrrrrr Rehber
O güzel insan Mehmet Gebel.Gerçekten işini iyi yapmaya çalışan bir insan.
Otobüs şoför ve muavinine de teşekkürler.
Gezimizin bilgesi Aysun hanım'a,fıkraları için Hüseyin hoca'ya ve diğer arkadaşlara....
Teşekürler...
İnşallah birlikte başka gezilerde görüşürüz Ünyeliler...

Şubat 22, 2008

Suriye ve Suriyeliler hakkında

Halep Çarşısından bir görünüm:Etlerimiz
Hz.Zekeriya Camiinin içinde dua edenler

Ürdün dönüşü, Şam'da, giderken kaldığımız otelde dönüşte tekrar kaldık.Seyyide Zeynep Oteli.Yemekler için ise şehre 10 km kadar dışarıdaki bir lokantaya gittik.Çevrede ışıklarından anladığımız kadarıyla başka lokantalar da vardı.Başka yerlerde örneği var mıdır bilmem, bir köy içerisinde şatafatlı bir bina,ışıklar içinde bir lokanta.Alt kattaki salon İranlılar ile doluydu.Yemekler:humus ,ezme vb oluşan meze tarzı ,Antep,Adana kebabı gibi et ve kebap yemekleri ile etli iç pilavından oluşuyordu.Tam alıştığımız gibi.
Ertesi gün yol Halep'e doğruydu.Halep Çarşısı birbirine dik daracık sokaklardan oluşuyor ve yaklaşık 10 km uzunlukta, kocaman kapalı bir çarşı.İçinde ne ararsanız bulabilirsiniz.Et de var,altın da.Humus da bulunuyor,halı da.Çarşının girirşinde ise Hz.Zekeriya Camii bütün ihtişamı ile sizi karşılıyor.Zaten bu topraklarda nereye adım atsanız ya bir Peygambere varıyorsunuz ya da bir Sahabe'ye.
Halep'te kısa bir şehir turu ardından Kapıya yöneldik ve çıkış.Hoşbulduk Kilis.Tekrar memleketimizdeyiz.Aklımda kalanlar:
-Suriyeliler çok sıcak ve yardımseverler.Türk olduğumuzu öğrenince sıcak bir hava oluşuyor.
-Benzin ucuz olduğundan taksi ile ulaşım yaygın.Şehirleri sarı taksilerden geçilmiyor.
-Taş kaplama binaları çok güzel gözüküyor.Özellikle Halep çok güzel meydanlardan,caddelerden oluşuyor.Buraya Gaziantepliler 15 tane fabrika kurmuş.
-Suriye Dünyada en çok zeytin ağacı olan ülkelerden biri.İklim kıyılarda Akdeniz.
-Yaşam şartları belki Suriyeliler için ağır ama bize göre ucuz.Suriye Türkiye'nin 30 yıl önceki hali gibi.Daha birçok yerini gezemediğimden Suriye bir kez daha gidebileceğim bir ülke.Özellikle sahildeki Lazkiye ve içlerdeki Palmira antik kenti aklımda kaldı.İnşallah ya haci....






Suriyeli Amcalar...Amcam asasını selam vermek için kullanıyor.

Şubat 18, 2008

ÜRDÜN

Ürdün kırsalında bir Bedevi çadırı.
Ürdün'de ilk durağımız Petra oldu.Tabii gece saat 22.00 sularında vardığımızdan ilk hedef karnımızı doyurmak ve konaklama idi.5 yıldızlı Marrıot oteli gerçekten çok hoştu.Sabah kahvaltısı için indiğimiz salondan görülen manzara güneşin ilk ışıklarıyla büyülü gibi görülen vadilerdi.Susuz,taş ve kayalarla kaplı,ıssız bir manzara.Ama aşağıya baktığınızda ise otelin yüzme havuzu.Tezat'a bak.Kahvaltı sonrası toparlanıp otobüse bindik ve kısa bir yolculuk sonrası Petra Antik kenti girişinde beklemeye başladık.Çünkü Ürdün Hükümeti altın yumurtlayan tavuk olarak Petra'yı seçmiş.Adam başı 45 dolar bir para ödemeniz gerekiyor.3 saat zaman ayırabildiğimiz bir yer için güzel öpüldük yani.Peki değdi mi? Evet.
Petra en son anketlerde Dünyanın 7 harikası arasında sayılıyor.Kumtaşı kayaları içinde oluşmuş dar bir kanyon (Bizim -nereden bizim oluyorsa-Fethiye Saklıkent gibi).Girişte at ve araba ile gezdirmek isteyen ve bahşiş peşindeki ısrarcı seyislerden zor kurtulduk.(Bu arada bazı bayanların binmek için at seçerken bazılarının da seyis seçtiği rivayet olundu.Hakkaten gözü sürmeli, Johnny Depp adlı artist'e benzeyenler varmış...) Kanyonda yaklaşık 20 dk yürüdükten sonra dar bir bölümün sonunda karşınıza geniş bir kayaya oyulmuş saray çıkıyor ki muhteşem bir görüntü.(Bu saray resmi önceki yazılarımdan ''2008 planları'' adlı yazımda vardır.) Ben neden fotoğraf koymuyorum acaba? Gece pil şarz cihazında yerine tam oturmamış bir pil nedeniyle piller şarzlı değil de ondan.Olsun...
Biraz ileride kayalara oyulmuş odalar ,başka bir saray,bir tiyatro vb.karşımıza çıkıyor.Bedeviler çöl kumlarıyla harika deve resimleri yaptıkları küçücük cam kaseler,örtüler vb.satmaktadır.Petra gezisi tam da hakkıyla tamamlanmadan biter çünkü daha gezilecek yerler vardır.Petra kasabasının içinde bu defa durduğumuz yer Hz.Musa'nın asasıyla toprağa vurarak çıkardığı bir pınardır.Hem suyundan içilir hem dua edilir.
Yolumuz Ölüdeniz'e doğrudur ama yol üzerinde durduğumuz yer, İslam Tarihinin en önemli savaşlarından Mute Savaşının olduğu yerdir.Burada 3.000 Müslüman'ın 100.000 kişilik Bizanslılara karşı acımasız savaşı gerçekleşmiştir.Sahabe ziyaretleri ile Savaş anlatılır ve o günler tekrar anımsanır.
Güneş ışıkları dağların ardında kaybolmaktadır.Dağların ardı İsrail'dir.Lut Gölü'ne yaklaşıldığı sıklaşan güvenlik noktalarından bellidir.Zira Lut gölü, Ürdün ile İsrail arasında sınır oluşturur.
Lut Gölü deniz seviyesinden 460 m aşağıda,çok tuzlu bir suyu olan,bu nedenle çok kıvamlı ve kaldırma kuvveti yüksek olan bir göl.İnsanlar oturur gibi suyun üstünde kalabiliyor.Lut kavminin helak olduğu bu yerden sonra akşam konaklayacağımız Amman'daki otele doğru yöneldik.


Amman:Otobüs camı yansıması da var ama bu da böyle olsun.
Ürdün'den aklımda kalanlar:
-Başkent Amman beyaz taş kaplı binaları ve caddeleri,meydanları ile sokaklarındaki lüks araçlarla zengin bir batı ülkesinden farksız.(Petra'ya her girenden böyle para alırlarsa zengin olurlar tabii.)
-Kral Abdullah ile babasının veya aile üyelerinin resimleri heryeri süslüyor.Adeta heryere aile albümlerini asmışlar.
-Bir Arap ülkesinin sıcaklığından ziyade bir batılı soğukluğu var.Aradaki mesafeyi hissediyorsunuz.
-Gümrük kapısında parmak izi alıp kamera ile fotoğrafınızı çekiyorlar.Güvenlik kaygısı yüksek.
-Otelin karşısındaki bir berber tabelasında kimin resmi vardı dersiniz?Benim değil herhalde.Tarkan'ın

Şubat 13, 2008

Malula ve Şam

Kasyon Dağı:İlk cinayet mahalli (Kabil'in Habil'i öldürdüğü yer ) , bugün Şam manzaralı bir teras
Malula'da Saınt Takla Manastırında sabah ayini
Malula; Şam yakınlarında,çevresinden epeyce yüksekte,kayalara sırtını dayamış bir kasaba.Burası Meryemana’nın Hz İsa’yı alarak Romalılardan kaçırdığı ve 12 yaşına kadar yaşadıkları yer.Halkı İlk Hristiyan dili olan Arami’ce konuşuyor ve hala Hristiyan inancını sürdürüyorlar.Kayaların arasından çıkan kutsal su’dan içip, kendilerini Hz. İsa’ya adamış Rahibelerin birlikte ilahiler okudukları Saint Takla Manastırını gezdik.İnsanın içine işleyen bir ruhani hava hepimizi sardı.Kahvaltımızı da bu kartal yuvasını andıran kasabanın en tepesindeki Malula Otel’de yaptığımızdan Şam’a doğru yola çıktık.
Ve Şam’dayız.Ortadoğu’nun tüm havasını yansıtan Şam’da ilk durağımız Süleymaniye Medresesi oldu.Mimar Sinan tarafından yapılan Medrese yakın zamanlara kadar Suriye-İsrail savaşına ait uçak vb.eserlere ev sahipliği yaparken artık Türkiye Cumhuriyetine bırakılmış ve bize ait eserleri sergileyecek.Camii,talebe odaları,havuzu ile çok güzel bir eser.Arka bahçede ise son halife Vahdettin ve yakınları ebedi istirahatteler.
Şam’daki akşam gezintisi ise Emeviye Camii için oldu.Emeviler tarafından yaptırılan eser bir mimari harikası.Geniş bir bahçe’den sonra dikdörtgen dev gibi cami’ye giriliyor.Dört mezhebe ait minberler,ders veren din alimleri,dinleyenler,Dua edenler,namaz kılanlar derken son derece huzur veren bir ortamı yaşıyorsunuz.Çıkışta ise yaklaşık bir kilometre kadar uzunluktaki ve sağlı sollu dükkanlarıyla Hamidiye Çarşısı uzanmakta.Tipik şark görüntüleri içerisinde alış veriş yapan insanlarla dolu burası. Otobüslerin yanına vardığımda yalnız olduğumu anlayınca az ilerideki meydana kadar gidip geleyim dedim.Meydanda gene bize ait bir eser beni bekliyordu.Hicaz demiryolu’nun bir durağı:Şam İstasyonu.
Şam o gece bizi misafir etti ama bize gösterecekleri bitmemişti.Oteldeki konaklama ardından Hz Ali’nin evlatlarından Seyyide Zeynep Cami otelin hemen yakınındaydı.Kubbesinde kullanılan 5 ton altın ile pırıl pırıl parlıyordu bu muhteşem İran eseri.
Bilal-i Habeşi ve diğer sahabe mezarlarını ziyaret,dua edip fatiha okuma ile devam eden gezide tekrar gelmek üzere Ürdün’e doğru yola çıkıldı.
Biz Şam’ı bıraktık ama o bizi bırakmadı.Ürdün dönüşü Şam akşam saatlerinde karşıladı bizi.İlk durağımız ise Şam’ın batısındaki Kasyon dağı oldu.Kabil’in Habil’i öldürdüğü ve insanlığın ilk cinayetinin işlendiği bu yerde ne olay yeri inceleme ekibi vardı ne de savcı.Olay olalı binlerce yıl geçmiş insanlar artık toplu cinayetlere başlamışlardı.Kasyon dağından Şam manzarası ise tek kelimeyle harikaydı.Işıl ışıl Emeviye Camii,Başkanlık sarayı,meydanlar,caddeler ile Ortadoğu kenti karşımızdaydı.



Şam'da Hamidiye Çarşısı

Seyyide Zeynep Camii

Şubat 09, 2008

Suriye-Ürdün Turu

Suriye Hama'da Dertli dolap
Suriye'ye hoş geldik.....

Siz sevgili okurlarıma yazı konusu olsun diye kendimi feda ettim ve bir haftadır yollardayım.Denizli G.Antep yolu 15 saate yakın sürüyor.Yol temizdi ve sorunsuz gittim.Antep'e vardımki abooooo.Ne olmuş bu G.Antep'e böyle.Eskiden oturduğum eve gittim.Afedersin bacım deyip esaslı küfürler sıralayan Nevruz teyzeyi gördüm.Kahvesini içtim.Bizim mahalle ve ilerisi şehrin en pahalı kesimi olmuş.Evler 150.000 ytl'den başlıyor.Öğretmenevinde kalıp Ciğerci Mustafa'ya,İmam Usta'ya uğradım.30 yıllık öğretmen ve Gaziantep Fen Lisesinin sembol ismi Kadir Cankurtaran'la Öğretmenevinde karşılaşıp sohbet ettim.Şehri gezdim.Maziye baktım fakat göremedim.
Turhande Tur bize 5 günlük mükemmel bir tur organize etmiş.Ünye kökenli bir grup ile güle oynaya neşeli,kültürlü ve rüya gibi bir gezi yaptık.artık geziye geçebiliriz.
1.Gün
Öğleden sonra Ulu Cami önünde buluşup otobüslere bindik.Kapıya vardık ki o da ne?Elektrikler kesik ve kapı (Gerçekten otomatik kapı) açılmıyor.Yaklaşık 1 saat bekledik.Elektrik geldi.Komşuya geçtik.Pasaportların kontrolü,Suriye Lirası alalım falan derken 3 saat kapıda oyalanmışız.Para bozdurduğumuz Banka şubesi ise üstünde battaniye olan bir divan,bir masa ve sandalye ile bir mazot sobasından oluşuyordu ve tam bir bakımsızlık eseri idi.
Gece geç vakit Halep'e girdik ve doğruca yemek yiyeceğimiz Lokantaya gittik.Yarım küre şeklinde rengarenk ışıkları olan bir yer.Kebaplar soğuk olmasa tam süper olacaktı.Mezeler ve salatalar ile şahane bir yemekti.Arapça bilenler sorup öğrenmiş,5 dolar civarında bir bedel tutuyormuş.
Neyse karnımızı doyurup yola devam ettik ve Hama'ya ulaştık.Burada Asi nehri üzerine kurulmuş ve dolap denilen nehirden su alma dolabını gördük.Yunus Emre'nin '' Dertli Dolap'' dediği ve gıcırdaya gıcırdaya su alıp şehre dağıtan bu dolaplar restorasyonda olduklarından çalışmıyorlardı.Gece yola otobüste uyuyarak devam ettik.Artık ne kadar uyunursa.


Gaziantepte yılların Fen Lisesi Kimya öğretmeni Kadir Cankurtaran

Ocak 22, 2008

YAPABİLİR MİSİN?




Birkaç gün evvel bir öğretmen arkadaş'' Dayanıklılık '' başlıklı bir yazı kesmiş gazeteden.Okudum ve bakın neler geldi aklıma .Günümüzde konformizm o kadar ileri boyutlarda ki insanlar bir kat yukarı bile asansörle çıkıyor,1saat elektrik kesilse panik başlıyor,internet bağlantısı kesilince hayatı duruyor.Bir doğa afeti olsa neler olacak?Hayat'ın mücadele olduğu gerçeği ve bunun hem doğaya hem de diğer insanlara karşı olduğu unutulmuş artık.
1982 yılı Eylül ayında Erzincan'da 4 aylık kısa devre askerdim ve Kurban Bayramı nedeniyle 4500 asker'e ''hadi bayram iznine gidin'' denildi.Erzincan yol üzeri bir kent ve bir sürü otobüs geçiyor ama bu kadar insana bir günde araç bulmak mümkün değil.Biz Denizlili 30-40 kişi bir o şirkete,bir bu şirkete koştuk sonuç yok.Bir süre sonra birisi ben kamyon buldum dedi.Nasıl gideceğiz dedik?Kamyon'un üstüne birkaç çıta ile çatı yapalım,üstünü de branda ile örteriz ve biner gideriz, dediler.Gitmek isteyenler gelsin denilince sürü psikolojisi ile hep beraber bindik.Üstünü örtüp yola çıktık.Kamyon Burdur'dan kavun getirmiş ve kavunların aralara sürtünmesin diye saman koymuşlar.Araba gittikçe kasasının aralarından rüzgar üfürür mü?Ağzımız burnumuz saman dolar mı?Arada Trafikçiler durdurur ve kontrol olur.Bizler yasadışı mülteciler gibi susar otururuz.Ayaklarımızı uzatmak bile mümkün değil.Kasa tıka basa insan dolu.Neyse şarkı,türkü,yorgunluktan uyku derken öğleyin 12'de Erzincan'da başlayan yolculuk İsparta'da saat 16.00 civarında bitti.Bizler bir dolmuşla Dinar'a,bir başkasıyla Denizli'ye geldiğimizde ise akşam olmuştu.Evdekiler baktı baktı ama tanıyamadı.Kirden tozdan yüzümüz seçilmez olmuştu.İyi bir banyo ile kim olduğumuz ortaya çıktı.Ne yolculuktu ama.Şimdi olsa günümüz insanının kaçı yapar?Ben yapar mıyım? Belki...Ne desem şimdi?Mücadele şart.

Ocak 12, 2008

Burcum


Aslında bu tür şeylere pek inanmam ama beni bire bir ifade eden tasvirler buldum ve dedim ki ''işte ben buyum'' o kadar ben yani...Resimdeki konu mankenleri: İlker ve Mehmet beyler....
"Eylül sonunda yaz elini eteğini çeker. hayatta hafif bir dalgalanma olur. havada sanki bir salınım vardır. terazi hava burcudur. hava serinler. terazi üşütmekten korkup telaşla içeri girer. terazi durduk yerde nezle olur. terazi sıcaktan da aynı derecede çekinir. soğuk ve sıcak teraziye terler döktürür. ancak ılıman iklimlerde kendini iyi hisseder.
Simgeler gelip geçer. işte zodyak'ın yarısındayız; koçun tam karşısında. koç işaretler çakıp dikkat çekmeye çalışır. terazi görmezden gelir. biraz hüzünlüdür. terazi durduk yerde hüzünlenir. tedirgindir. kaygılıdır. terazinin çok ince kaygıları vardır; bu kaygılar arasıra peşini hiç bırakmayan bir eğlence arzusuyla kesilir. terazi kılı kırk yaran bir eczacıdır, sonsuz küçüklükte dozajlarla uğraşırken birdenbire karşı konulmaz bir dans etme isteğiyle dolar.
dans etme isteğiyle; tepinme isteğiyle değil. terazi tepinmekten nefret eder.
kaptırmışım kendimi; terazi hiçbir şeyden nefret etmez. şöyle söyleyelim: terazi tepinmekten pek hazzetmez.
birbiriyle uyumsuz şeyler, cırlak renkler ve çok yüksek sesler terazinin hoşuna gitmez. bir tek ılımlı müzik aletlerinden zevk alır. ses dengesinde en ufak bir hata, terazi için stereo müzik dinlemenin bütün zevkini kaçırır. zodyak'ın yapım odasındadır, günle gece, tenle ruh arasında.
sonbaharın ara renk tonları teraziye tıpatıp, ısmarlama eldiven gibi uyar. terazinin birçok eldiveni vardır. her durumda takacak eldiveni bulunur; terazi tedbirlidir.
terazi bir şeyden nefret edecek olsaydı, acıdan nefret ederdi. acı çekmekten ve acı vermekten. terazi acıların insanı değildir.
terazi anlaşmazlıkları pek çekemez, ne aile içi, ne komşuyla, ne de uluslararsı planda. huzur ve barış ister. aşırı vakalar (gandhi), işi pasifizme kadar vardırır. normal olarak terazi, herkesle iyi geçinmek isteyen, iyi niyetli birisidir.
terazi diplomattır. terazide adalet kavramı gelişmiştir (yoksa adalette mi terazi kavramı gelişmiştir?)
terazi koçlardan, yengeçlerden, oğlaklardan çekinir (bu burçlar mevsimlerin öncüleridir, "ana" burçlardır). diğer burçlardan da çekinir. terazi kendinden çekinir. karşı kefede kendisini dengeleyen bir ağırlığa ihtiyaç duyar. işte bu yüzden her tür beraberliğe, özellikle evliliğe büyük önem verir. sonu çoğu zaman pek hayırlı olmaz. terazi reddetmeyi bilmez. tereddüt eder, uzlaşır, erteler ve imzalar. evlenir evlenmez de, tekrar sallantısına devam edebilmek için derhal kendine bir aşık veya metres bulur.
sallantı terazinin kanında vardır. kimse de onun gibi dans edemez.
terazinin sevilmeye ihtiyacı vardır. hararetle çevresindekilerden takdir bekler. neyse ki cazibe fukarası değildir. cazibesi tartma melekesinden çok denge melekesinden ileri gelir (cazibe bir tartı aleti değil, denge aletidir).
terazi genellikle tanımadığı insanlara çok sevimli davranır. çoktandır baştan çıkardığı insanlara karşı sevimsiz olabilir. çünkü her ne kadar kefelerinden birinde venüs tatlı tatlı oturmaktaysa da öteki kefede satürn gözünü kırpmadan nöbet tutmaktadır.
terazi bazen kendisini aşırılıklara iten, hatta ansızın teryüz eden ağırlıklar yüklenir. çoğu terazi sebepsiz can sıkıntısından gizli gizli hoşlanır, beden sıkıntısından da. bir bezginlik hisseder. üzüm üzüm üzülür; niçin sıkıldığını pek bilmeden. bir terazinin durup biraz önce kendisini yalayıp geçen hafif hüzün esintisinin kaynağını araması şaşılacak şey değildir. tüy kadar hafif bir esinti. tüy kadar hafif ağırlıkları tesbit etmekte terazinin üstüne yoktur. ortamdaki en ufak bir değişim teraziyi ürpertir. küçücük bir şeyden büyük şeyler çıkarır. terazi çok hassastır.
melankoli tekelini oğlakla paylaşır. melankoli küçücük bir şeydir ama ağırlık yapabilir. kimilerince sinir zayıflığı diye adlandırılır. yükseleni oğlak olan teraziler çok melankoliktir. onların gözünde neşenin bayağı, hatta marazi bir yanı vardır.
bütün dengeler hassastır. gece gündüzü yakalar yakalamaz arayı hızla açar. madde ve ruh birbirine akıl almaz numaralar yapar. dengesizlik yerleşir.
aslında denge sallantının kendisindedir. terazi bunu ileri yaşlarda anlar. gündüzle geceyi uzlaştırma sevdasından vazgeçer. ibresini fırlatıp atar. ağırlık kaybeder. dünya ona daha hafif gelir. işte o zaman zodyak’ın tam ortasında, tenle ruhun, gündüzle gecenin gelgitinde terazi her şeyi sallar."

Aralık 28, 2007

2008 PLANLARI

Resim Mynet Foto'dan alınmış olup Kad_Cl adlı kullanıcıya aittir.Teşekkürler.


Bu yıl hayatıma yön veren gelişmeler oldu.Bunlardan kişisel olan bana kalsın.Bunun dışında yaz aylarında Kanada'ya gittim ve hayata bakışımı değiştirdim.Bundan sonra her yıl yurt dışına gitmeye çalışacağım.
Plan 1:Sömestr tatilinde Suriye -Ürdün gezisi. Aslında bu geziyi motosikletle ya da sırt çantasıyla kendi başıma hostellerde kalarak gerçekleştirmek istiyordum.Kilis'li Serkan Hocanın uyarısını dikkate alarak tur ile gitmeye karar verdim.Gaziantep'te bulunan Turhande tur ile gidiyorum inşallah.Rezervasyon yaptırdım.5 gün 400 dolar,yol,konaklama,kahvaltı ve akşam yemekleri dahil.Gelmek isteyen varsa hemen bağlantı kurup takılsın bana.
Plan 2:İkinci dönem çalışmaya devam.Fakat nereye kadar? Sanırım Nisan ayına kadar.İdealim karayolu ile İran ve Pakistan üzerinden Hindistan.Sırt çantası ile hostellerde kalarak Hindistanı gezmek.Oradaki şartlara (Hijyenik olmayan yaşam ve beslenme ) ne kadar uyum sağlayabilirsem o zamana kadar.Belki Nepal. Tabii Muson yağmurlarına yakalanmamak önemli.Renk, ses, koku ve insan cümbüşü Hindistan.Tabii bu dediğim Niyet ama gerçekleşir mi bilmem.
Plan 3: Emekli İkramiyesiyle bir halt olacağı yok.Ev alınmaz, ev yapılmaz , arsanın işinin biteceği de yok.Karavan almaya karar verdim.Motokaravan tipinde karar kıldım.Yaptırma yollarına bakıyorum .Olursa hayatımın kalanını karavanda sürdürebilirim ya da önemli kısmını, Sadece aşırı soğuk kış ayları dışında karavanda yaşayabilirim diyorum.??? Nereyi istersem orada sıkılıncaya kadar kalıp sonra devam.Seyyare Mustafa...
Tabii ki herşeyin önce hayalle,sonra istemekle sonra da ilk adımı atmakla başladığını biliyorum.Hayırlısı.

Aralık 23, 2007

Yol'da Yemek


Yolda olmak aynı zamanda yorulmak,dinlenme ihtiyacı duymak ve tabii ki acıkmak demek.Bu nedenle yolu çekilir kılan şeylerin belki de en güzel yanı değişik yemekler bulmak,denemek ve tabii ki bundan zevk almak.Hayatımın en güzel yıllarını geçirdiğim Gaziantep.Eğer yolunuz Gaziantep'e düşerse yemeden dönmeyin diyebileceğim lezzetler nelerdir ve nerede yenir? hatırımda kalanlarını sayayım da bir faydam olsun istedim.
Gaziantep'te yiyeceğiniz bir numaralı yemek kebap'tır ve eğer vakit öğle ise en güzel kebap yiyeceğiniz tek yer Karşıyaka mahallesinde Halil'in yeridir.Adana-Şanlıurfa yolu'nun kuzeyindeki mahalleye girip ilk sağa dönerek gidersiniz.Mükemmel kebap,salata (Nar ekşili) ve kartal başı yerseniz pişman olmazsınız.Tabii sıra beklemeyi göze alarak.Çıkışta dışarıda havuç dilimi tabir edilen bir nevi uzun baklava yemeden öğle yemeği bitmiş sayılmaz.
Ancak vakit akşam ise tek seçenek kalıyor İmam Çağdaş.Hem Lahmacun hem de kebaplarıyla doyumsuz lezzetlerin merkezidir.Hatırladığım kadarıyla iki yerdeler.Kalealtı olsun,SSK hastanesi yakınındaki olsun süperdir.
Bir başka öğle yemeği seçeneği ise cartlak kebabı'dır ki çarşının içinde Mustafa'nın yeri'nde yenir sadece.Ciğer nasıl böyle bir tada ulaşır anlamak mümkün değil.
Sabah kahvaltısı için vaktiniz varsa yapacağınız tek şey beyran yemektir.Bunun için de yolu çarşı içine uzatmak gerekir.Adres veremeyeceğim ama kendiniz sorar bulursunuz artık.
Antep demek baklava demek biliyorsunuz.Bunun için yapacağiniz şey şehrin meydanında bulunan Güllüoğlu'na uğramaktır.Baklava cenneti burasıdır
Antep yemek cennetidir dedim ya eğer vaktiniz varsa kadayıf'tan lokmaya herçeşit tatlı ile et yemeklerini denemenizi tavsiye ederim.Çiğ köfteden içli köfteye ,çeşit çeşit yemekle tanışabilirsiniz.Hiç olmadı nohut dürümü yersiniz.Aman en iyisi nerededir diye sormadan önünüze gelen yere de dalmayın.Ne olur ne olmaz.

Aralık 08, 2007

Yolda olmak

Felsefe tarihinde, felsefenin ne olduğunu anlatmak için çeşitli yöntemlere baş
vurulmuştur. Bu yöntemlerden biri de metafor yöntemidir. Nitekim, bir konuyu
başka bir şekilde ifade etmek, açıklamak amacıyla kullanılan metafor sanatı,
felsefede sahasında İlkçağdan beri pek çok filozof tarafından kullanılmıştır. Bu
Çalışmamızda, felsefenin ne olduğunu anlatmak için kullanılan “felsefe yolda
olmaktır” metaforik tanımı ele alınacaktır. Ayrıca “yolda olmak” metaforu, İslam
düşünce tarihinde de önemli ölçüde kullanılmış olması nedeniyle de ayrı bir
önem arz etmektedir. Bunun için bu çalışma düşünce tarihimizde ki “yolda olmak”
metaforuna sınırlı da olsa bir açılım getireceğini düşünüyoruz. Felsefenin
anlamı bilgelik yolunda olmak, bütün varlıklarda gerçeğin ışığını arama ise, bu
yolda olmak, insan olmanın zorunlu bir gereğidir. Varlık konusu olarak da felsefî
yolda olmanın anlamı, cevaplardan çok, soruları önemser. Bunun için de
bu çalışmamızda, felsefenin bir metaforik anlatımı olan "felsefe yolda olmaktır."
konusu işlenmeye çalışılırken sorgulama öncelenmiştir.
1-son zamanlarda çokca yaptığım şey.
Genelde hep yalnız,
genelde hep uzak yerlere...
son yoldan sonra bide şiir yazdım, sevgiliye uzak olmak olayına doğru yol alırken onun ise çok hasta olduğunu bilmek ve yardım edememek çok acı.
2-biraz hamile olmak
3.karar vermiş olmak
4. yolda tek başına
belki de tum gezilerin amaci.
arabada pencereden disari bakip dusuncelere dalmak, ya da arkadaslarla sarki soylemek, gecen cizgileri izlemek, dusunmek, bir yerlere gidiyor olma hissi... bilincaltinda bir amacin oldugunu hissetmek belkide.. bir yerlere varmak uzere yola cikmak..
5.varmaktan daha önemli olan iş.
6.yola cikilan yerin geri donulecek yada donulmeyecek olmasiyla anlamdan anlama burunebilecek, yollardan yollara vardiran, yollarin yapan hareket hali.
7.(bkz: felsefe yolda olmaktır
tarifi arif'e de zordur;
8.uzaklaşmak,
uzamak,
sürdürmek,
yol yol olmak,
yorulmak,
sokulmak,
tutulmak,
orta yolu bulmak,
teslim olmak,
emanet olmak,
sıkışmak,
mola vermek,
yolunu bulmak,
terlemek,
teklemek,
üşümek,
dövüşmek,
kader birliği etmek,
sarmaşdolaş olmak,
karmaşdolaş kalmak,
yoldan çıkmak..
...
9.yolda olmak
yolunda olmak..
10.insanı tek kurtaran şey...
11.yolun sizi nereye götürdüğüne göre duygularınızın değiştiği durumdur
12.bir de, gecikenlere has bir fiil bu.
13.malum tüm geç kalanlar, arandıklarında, yoldadır.
Yukarıdaki yazılar’dan ilk kısım İbrahim Hakkı Aydın’a ,numara ile sıralananlar ise okuyucusu
olduğum Ekşi Sözlük’e aittir.Teşekkürlerimle

Kasım 25, 2007

ANNE BEN GURME OLDUM (Gurme:Yemek zevki gelişmiş şahıs)

Asansör'den Konak manzarası
Göztepe sahil ve duygusal bir aydınlatma direği

Haftasonu 1:
Yeğen S evlenmeye karar verir.Biz de İstanbul'a nikaha gitmek için cumartesi öğleyin yola çıkarız.Araba'da Önce Pideci'ye hazırlatılan peynirli pideler birer ikişer yenir.Kütahya'ya varıldığında ise Azot fabrikasının karşısında çay içmek için durulur.Çaylar tazelendiğinde ise masaya tesis ikramı gelir.Sıcak bir gözleme ama üstünde bal vee kaymak olan.Lezzet süper.Gece 19.30'da Sapanca'ya varılır.Kalacak yer aranır.Pansiyonlar doludur.Zar zor Hayat Otel'de yer bulunur.Sabah erkenden kalkılıp İstanbul'a Çengelköy'e varılır.Hıyar bakılacak zaman değildir.Çengelköy iskelesi ve Çınaraltı gezilir,hayran kalınır ama geceye kalınmaz.Kıyım kıyım kıyılan Nikah sonrası çaylar içilir,falıma bakılıp halim görülür ve dönüş yoluna çıkılır.Saatler 9.30 olduğunda ise insanın içini titreten soğukta (Kütahya dolayları) balık-ekmek yapan yolüstü lokantasında sarı sazan yenip yola devam edilir.Saatler 01.45'i gösterirken Denizli'ye ulaşılır,bu arada yolculardan birinin ufacık arabada içtiği sigaralarla pasif te olsa nikotinimiz de alınmıştır.
Haftasonu 2:
Evli çift takı takılmasına öyle alışmıştır ki bir hafta sonra Denizli'ye gelir.Bir pide salonu kiralanmış,pideler,çorbalar,tatlılar ve hocaefendi hazırlanmıştır.Bir yemek te öyle yenir.İstanbula gelemeyenlerin takıları da taktırılır.Artık aynı düğün tekrarları yeterince yormuştur.Evli çift'e güle güle denir ama tedbir alınır ve sonraki hafta şehirden kaçma planları hazırlanır.Saat 3 iken telefon eden Ordu'lu Nuri hoca'dır.Hemen gel,Karadeniz Hamsisi geldi denilince koşa koşa Yeşilköy'e çıkılır.Yağmur yağmaktadır ama Kurtuluş,Cengiz ve Ömer hoca oradadır.Eşleri,çocukları ile birlikte Nuri bey ve eşinin hazırladığı mangalda pişen hamsiler arka arkaya yutulur.Sonra da ''hayvan gibi yedik beeeea'' denir.
Haftasonu :3
Yeğen S'nin başka bir şehirde düğününü tekrarlama olasılığına karşı cuma günü öğleyin şehir terkedilir ve İzmir'e kaçılır.Gece Mehmet Ender'e misafir olunur.Anamın yolladığı sarma'nın Mehmet bey pişirirken yanmayan kısımları ile kızarmaktan parçalanan Arnavut ciğeri benzeri yemek biralar eşliğinde mideye indirilir.Sabah erkenden evden kaçılıp sahile inilir.Sahil boyu yürünür,fotoğraf çekilir.Asansörde manzara va çay keyfi yapılıp kemeraltı gezilir.Kızlarağası mevkiinde ise önce söğüş denilen nadide yemek tadılır,köpüklü Türk kahvesi içilir,hanın üst katında çay da içildikten sonra eve dönülüp Mehmet Bey'e veda edilip Denizli'ye dönülür.
Herhafta sonu ne bu ya .Ye ye de nereye kadar?Patlayacaksın be adam.Kendine gel
Sapanca'da sonbahar
Çengelköy Sahilinden manzara (Resim benim de üye olduğum www.wowturkey.com sitesinden alınmıştır.Barbaros adlı üye'ye aittir.)

Kasım 13, 2007

MUĞLA

Masa dağı'ndan Muğla manzarası
Muğla sokaklarından bir görünüm
Eskiler; Ev yapacaksan tuğla'dan,kız alacaksan Muğla'dan demişler.Ne derece doğrudur bilemem ama 2 hafta önceki Muğla - Akyaka gezimin tadı damağımda kaldı.Hep geçip gittiğimiz Muğla ile ilgili yazayım istedim bu defa da.
Muğla 43.000 nüfuslu küçük sayılabilecek bir şehir.Heryere yürüyerek gidebileceğiniz,bir süre sonra şehirdeki herkesle tanış olunabilecek bir yer.
Tipik bir Ege kenti.Muğla'ya has şive ile konuşulur,daracık sokaklı beyaz badanalı evlerde oturulur,lokantalarında köfte - piyaz yenir,lokma sevilir.Bir yol üzeri kentidir.Marmaris'e,Dalaman'a,Köyceğiz'e,Dalyan'a buradan geçerek gidersiniz.Bir mola verirseniz Öğretmenevi'nin bahçesinde, çay içersiniz.Muğla evi'ni,Saat kulesini,Masa dağı'nı,yürüyerek gezebilirsiniz.Hepsi 2 saatte bitecek bir kent ama Müzesi ile bacaları ile kendine özgülüğü yaşatan bir kent Muğla.Son yıllarda yeni toplu konutlar ve Üniversite epey değiştirmiş Muğla'yı.Her hafta sonu Üniversite öğrencilerinin çoğu Akyaka'da sarmaş dolaş aşıklar halinde hayatın tadını çıkarıyor.Herşey değişiyor.Kentler de insanlar da.


Muğla Evi'nin salonu
Muğla Müzesinde bir aile

Kasım 06, 2007

AKYAKA 2

Akyaka öylesine güzel,dinlendirici bir yer ki orada evvelki hafta çektiğim birkaç resim daha koyayım ve söyleyeceklerimi bitireyim istedim.Akyaka plajı burası.Manzarası mükemmel.Arkada ise Türkiye'nin en güzel Kampinglerinden ''Gökova Orman Kampı '' var.
Akyaka'nın tek caddesi.
Orman Kampı yönünden Akyaka.
İşte Manzara,Yer: Sakar Geçidi.Yapılabilecekler:Bakmak,
HissetmekFotoğraf çekmek,hediyelik eşya (Minik kuzular) satın almak .......
Akyaka'yı şiddetle tavsiye ederim.

Ekim 30, 2007

AKYAKA


Akyaka Denizli’ye en yakın (175 km.) deniz demek bir anlamda ama pek yaygın olarak bilinmez. Denizli-Tavas-Kale ve Muğla 145 km.Sonrası ise Sakar geçidinden görebileceğiniz Türkiye’nin en güzel manzaralarından biri ve ardından yokuş bitmeden sağa döndüğünüzde Akyaka.Aslında yokuş’un bitip Marmaris yol ayrımındaki Gökova daha çok biliniyor.

Akyaka’da yaz aylarında kalabileceğiniz ilk seçenek ( bence tabii ) Gökova orman kampı.Çadır veya karavan turizmine uygun bu seçeneği tercih edenler Türkiye’nin en güzel kampinglerinden birinde denize girerler.Manzara,kayalık plajlar,esinti harikadır.

İkinci tercih apart oteller ve pansiyonlardır.Girişte sağda Aslı pansiyon iyidir.

Neler yenir ?derseniz balık ekmek yapan tekneler özellikle Nur abla’nın yerini tavsiye ederim.Azmak adı verilen kaynak sularının besleyip oluşturduğu akarsu boyunca sıralanan balık restoranlarının çok ama çok iyi olduğu söyleniyor.Ben yemedim yiyenler öyle diyo.Ben çok gezebilmek için kısıtlı bütçe ile hareket ettiğimden sabah akşam balık ekmek yedim Nur abla’da.Nur abla deyip geçmeyin bizzat kendi pişiriyor,ayrıca kendisi oxford mezunu oğlan anası aynı zamanda.

Herneyse gidip pide bile yiyebilirsiniz istedikten sonra.Seçenek çok.

Ne yapılır denirse Akyaka’da:Orman kampının önünden geçen yol boyunca yürünerek önce eski iskele sonra Çınar adlı plaja varılır ki süper güzellikte yerler.Ayrıca azmak boyunca yürüyüp Marmaris yol ayrımına kadar gidebilirsiniz.Orman kampından denize girebilirsiniz,fotoğraf çekebilirsiniz,tekne turları ile Gökova körfezinin güzelliklerini keşfedersiniz, daha ne olsun.Eksisi ise bu güzellikler diyarının bu mevsimde dışarıdan içeri kapağı atmaya çalışan sivrisinekler .

Nur Abla'nın teknesi

Ekim 19, 2007

BABADAĞ

Bir Babadağ evi
2003 yılı Şubat ayı ile 2005 Eylül arasında Babadağ’da çalıştım.Gün oldu devran döndü tekrar Babadağ’a döndüm.Merak edenler soruyor Babadağ nasıl bir yer diye. İşte Babadağ ve Babadağlılar…
-Babadağ Babadağ dağının göğsüne yerleşmiş,yeşillikler içinde bir küçük belde.Çok eğimli bir arazide kurulmuş.Kıpırdasa kayacak sanki.Gündoğdu mahallesi kayıyor ve heyelan nedeniyle Denizli’de Göveçlik taraflarına taşınıyor.
-Daracık sokakları ve küçük alanlı eski evleri var.Evler bir süre sonra şakuli bozulup çatlamaya başlıyor.Her yıl evlerini tamir ediyorlar.Bazı evler yağmur nedeniyle teneke kaplanmış.
-Babadağlılar çok çalışkan .Her evde eskiden el dokuma tezgahı varmış.Sabah erkenden başına geçer,arada dinlenir ,yemek yer ve çalışırlarmış.Sonradan elektrikle çalışan otomatik makineler çıkınca gece yarılarına kadar çalışır olmuşlar.
-Her çocuk bu sesler arasında doğuyor ve yürümeye başlar başlamaz bir işin ucundan tutuyor.Zamanla da dokumayı,ticaretini ve para kazanmayı öğreniyor.Ekonomiyi iyi biliyorlar.
-Babadağ yayla bir yer ama buralılara yetmemiş daha yüksek yerlerde yayla evleri yapmışlar, yaylaya gidiyor , işlerini oradan görüyorlar.Yayla’da çalışıyor,yiyor,eğleniyor,oyunlar oynuyorlar.Hayatı her şeyiyle eğlenceli ve dostça yaşıyorlar yaylada.
-Ne kadar çalışıyorlarsa o kadar da yemeyi,içmeyi ve gezmeyi seviyorlar.Babadağ Keşkeği , et yemekleri ,kızartmalar,şakşuka seviyorlar. Daha bir sürü yemek.Yemeyi sevdiklerinden olsa gerek hafif toplu bir görünümleri var.
- Dindarlar.Babadağ içi cami dolu.Yaylada da mescitler yapmışlar.Hele Göçükoluk denilen bir yerde koyu gölgelik bir patikada ağaçtan yapılmış biri var ki çok güzel.
-Gece 10 da bile birbirlerine çatkapı gezmeye gidiyorlar.Geç yatmalarına rağmen temiz havasından uyku problemi olmuyor.
-Herkes herkesin her şeyini biliyor.Sözlü iletişim yaygın ve güçlü.Bu sebeple ortak kültür herkesi etkisi altına almış ve gelenekler,ortak değerler korunuyor.Mesela her bayramın son günü evlenecek kızlar ve erkekler okul yolunda yürüyor,pazara gelen esnaftan alışveriş ediyor.Gerçek amaç ise kızlar ve erkekler birbirini görsün ,beğenenleri evlendirmek.Buna da kız pazarı diyorlar kendi aralarında.
Daha yazılacaklar var ama birazı da sonraya kalsın.Hemen sermayeyi bitirmeyelim.Aşağıdaki de okulum

Ekim 07, 2007

ENZO AVİTEBİLE VE BABADAĞLI FIRINCININ EŞEĞİ

17 Eylül’de beni ek ders için Babadağ’a çağırdıklarında arkadaşımız Nuray Tuz anlatmıştı.Babadağ çok eğimli bir yer ve dar sokaklı,bazı mahalleler, merkeze uzak yerleşim yerleri var.Bu uzak yerlerdeki insanlar da günlük taze ekmek alacaklar tabii ki.İlçenin fırıncısının bir eşeği varmış.Fırıncı hergün eşeğin iki yanına seleleri yükler içine de ekmekleri koyar,eğimli yamaçları tırmanırlar,evlerin önünde durur, ekmekleri bırakırlarmış.Zaman içinde eşek öylesine işinde uzmanlaşmış ki kendi kendine fırıncıya bile gerek kalmadan, yolları izler,yamaçları tırmanıp evlerin önünde durur olmuş.Aradan yıllar geçmiş eşek yaşlanmış,Babadağlılar motorlu araçlar almaya başlamışlar. Fırıncı da bir jeep alayım da eşeğim yaşlılığında rahat etsin , ekmekleri de jeeple dağıtayım demiş ve bir jeep alıp ekmekleri onunla dağıtmaya başlamış..Emekli edilip, dinlenmesi için işi elinden alınan eşek kendisine ihtiyaç kalmayınca bir süre sonra yemeden içmeden kesilmiş ve vefat etmiş.Kıssadan hissenizi de kendiniz çıkarın artık Ne o öyle her şeyi ben mi söyleyeceğim?

Bu yaz hayatıma giren bir ad Enzo Avitabile .Kim derseniz, ki dersiniz bilirim beni okuyanlar meraklı ve yeniliğe açık insanlardır,bir İtalyan Müzisyen.Bir grupla birlikte kendilerine özgü müzik yapıyorlar.Ritmik,çeşitli enstrümanların (saksafon,mandolin ve davulların ) yer yer araya girip solo bölümlerde hoş müzikler oluşturduğu şarkıları var.Bu yaz Montreal Jazz festivalinde bir akşam 19.00 ‘da dinledik ve ben çok sevdim.Aynı gece iki saat sonra tekrar programlarını tekrarladılar gene dinledik.Seyirciler zaten bayıldı.Dansedenler,coşkuyla bağırışlar,çagırışlar,yanıp sönen ışıklar derken hoş bir zaman dilimi yaşadık.Oglum Türkiye’ye gelirken bir yere kaydedip getirmiş.Artık hemen hemen bilgisayarı her açışımda ENZO AVİTABİLE dinliyorum neredeyse.İnsanı, meditasyon gibi, dinlendiren bir müzikleri var ve tekrar tekrar dinlenmeye uygun.Aynı meditasyon özelliğine sahip bir başka müzik eseri de AMELİE adlı film müzikleridir ki onu da çok dinlemişliğim vardır.Yalnız o müzikler bilgisayar formatlanırken silindi gitti. Yanarım ama ne diyeyim bilgisayarı göçüren kendi oglum çakı çakıvermek kolay değil.Ben ‘’Enzo Avitebile ‘’ dinlerim,diyeceğim soranlara…