Mayıs 16, 2009

YALIKAVAKLILAR

Yalıkavak'ta bir ay gelip geçti.Bu zaman içinde buraya uyum sağladığımı hissettim ama bir taraftan da gezginlere rastladıkça içim ürperiyor.Hayatı ikilemle geçen insanlardan biriyim herhalde.Bir taraftan sakin,huzurlu bir yaşam özlerken bir taraftan da gezmeyi özlüyorum.Hani bir laf var ya,insan nerede değilse orada daha iyi olacağını sanır,diye.Benimki de o hesap.Şimdi yerleşik bir yaşamdayım ve bu sonbahara kadar böyle sanırım.
Neyse anlatayım aklımdakileri,Burada birkaç grup insan var.Bunlardan birisi köylüler.Kırda,deniz kıyısındaki tarlalarına site ya da villa yapmak için öyle çok paralar vermişler ki para hayatlarının nirengi noktası olmuş.Kimi bu paraları bankaya yatırmış,kimi yapılan evlerden hissesine düşeni kiraya vermiş,kimi içkiden geçirmiş.Hatta öyle insanlar varmış ki,sattığı tarlaya yapılan siteye bahçıvan olarak girmiş biri.Bir başkası yapılan koca oteli işletemeyip inek gütmeye dönmüş,falan filan
Bir başka grup Kürtler.O kadar çalışıyorlar ki inanılmaz.hiçbirşeysiz geliyorlar Doğu Anadolunun bir köşesinden.Önce inşaatlarda amelelik,sonra garsonluk derken bi bakıyorsunuz garsonluk yaptığı yeri işletmeye başlamış,ya da inşaat alıp müteahhitliğe soyunmuş.İşin daha başında olanlar ve aileleri kıt kanaat geçiniyorlar ama parayı da tutuyorlar.Akşam pazarın dağılma saatinde ucuz meyve sebze peşindeler.
Bir başka grupsa zenginler.Villalarda ya da lüks sitelerde oturuyorlar,lüks araçları,jipleri var ya da pahalı oyuncakları diyebileceğim tekneleri.Bu grup için harcama herşeyden önce geliyor.Rakı-balık çok insan gibi bu grup için yaşam biçimi.Hedonist bir yaşam tarzı sürdürüyorlar.
Ben neredeyim? diye soracak olursanız,ben köylülerin içinde yaşıyorum.Sabah tavuk ve horoz sesleriyle uyanıyorum saat 8'de.akşama kadar bitmeyen hareket.Bol bol kitap okuyorum,her gün yürüyorum uzun uzun.Bu gezilerde rastlıyorum gezginlere.Balık tutmayı öğrenmek istedim ama benim gibi tez canlı biri için zor bir meşgale.Pazara gidiyorum,yemeklerimi yapıyorum,3 kanallı tv izliyorum vb.
Şimdilik bu kadar.Daha sonra gezginleri ya da toplum kaçkınlarını da anlatırım.

Nisan 17, 2009

KENDİMİ YALIKAVAĞA TAYİN ETTİM


Yalıkavak, uzun zamandır yerleşmeye çalıştığım bir yer.Doğası ve ortamı o kadar hoş ki,buraya yerleşmeyi uzun zaman önce istedim ve planladım.Bunun için bir de hisseli bir arsa aldım ama her ne hikmetse bir türlü sorunlarını aşıp da birşey yapamadık.Tabii ne yapıyoruz?Yılgınlık göstermek yerine uğraşmaya devam diyoruz.Bunun için de kendi yerime yerleşemiyorsam ev kiralarım,dedim ve küçük bir ev tuttum.İhtiyacım kadar eşya alıp küçük bir yaşam alanı oluşturdum.Artık Yalıkavak'tayım.Yürüyüşler,Bodrum'a gidişler,yakın koylara geziler ve yeni insanlarla tanışma.Yeni bir ortam.Bundan sonra buradayım.Beklerim efendim.

Nisan 13, 2009

Bi enişte'nin işleri



Denizli'de herkesin sevdiği bi yürüyüş rotası vardır.Çamlık çeşmeler.Burada dağa tırmanan bi yol ve yolun belirli kısımlarında 3 ayrı çeşme bulunur.Adı lazım değil elimizdeki eniştelerden biri çok saf ve Allahlık, temiz kalpli ama fazla ince düşünmeyen biridir.
Neyse bu enişte geçenlerde ikindi vakti bu rotada yürürken 2. çeşme yakınında yorulur ve yolun kenarına oturur.Bu sırada hemen yakınındaki kayanın üzerine bi keklik gelir.Keklik bu.Eti nefis ötesi av hayvanı.Enişte.Hışt der.keklik gitmez.Bağırır gitmez.Taş atmaya başlar gitsin,diye.Attığı 3.taş ise gider kekliğin kafasına isabet eder.Hayvan yaralanır ve can çekişmeye başlar.Enişte de tutar, hayvan eziyet çekmesin diye kafasını koparıp hakkın rahmetine kavuşmasına yardım eder.
Elinde keklik ne yapacağını düşünürken bi süre sonra oraya gelen gençler sorarlar.bu ne?Anlatır.derler ki,bunu avlamak yasak.Eğer ilgililer haber alırsa ceza keser.Enişte korkar.hemen herkesin gitmediği yan yolları takip ederek aşağı inmeye çalışır.Bu sırada yaklaşan bi polis arabası eniştenin ödünü koparır.nereden haber aldılar da beni arıyorlar diye düşünür.Onlara gözükmeden devam eder.İlerde köpekler havlamakta ve bu arada akşam ezanı okunmaktadır.Bu sırada evlerin birinden karşlıklı keklikler ötüşmeye başlar.enişte iyice endişeye kapılır.Keklik öldürdüğünü kim haber etmiştir acep.Vicdanına bir rahatsızlık dıuygusu yerleşir.Geç vakit eve gelir.Keklik alel acele soyulur.buzluğa konulur.
Defalarca keklik avına gidip bi kuş vuramadan dönenlere inat böyle eliyle kuş vuranları da tarih yazar.Olay tamamen gerçek olup hala anlatılıp gülünmektedir.
Aşağıda olay yeri ve yukarıda konu mankeni bi keklik.
Resimler wowturkey sitesinden alınmıştır.

Mart 04, 2009

HİNDİSTAN HİNDİSTAN DEDİKLERİ

Şiva ' Hoşgeldin ' diyor...
Hindistan hayalimdi ve şükür gerçekleşti.Şimde de aklımda kalanları yazayım da bitireyim.artık başka konular yazayım.
-Hindistan karayoluyla gidildiğinde -ki en güzel gidiş seçeneği- çoooook uzak.Günlerce sürüyor varması.
-Sokak hayatın yaşandığı yer.sabah erkenden kalkıp soğuk sularla köpürterek saçlarını vücutlarını yıkıyorlar.Dişlerini bu kadar temiz tutan millet azdır yani...
-Bir taraftan tozu dumana katarak ortalığı süpürüyorlar,bir taraftan araçlar toz kaldırıyor,kenarda da kocaman kaplarda sütler kaynıyor ya da yemek yapılıyor.
-acılı ve sebze ağırlıklı yiyorlar.inanç gereği et yenmiyor,bu nedenle olsa gerek sakin ve şiddetten uzak yaşıyorlar.
-taciz, göz süzme gibi kadınları rahatsız eden bi bakışları yok.
-trenlerle ulaşım yaygın,günler öncesinden doluyor ve çok düzenli...
-adeta tapınaklarda yaşıyor veya evlerinin bir köşesi tapınak gibi düzenlenmiş.Mumlar,tütsüler,çiçekler işte Hindistan,tanrının memleketi.
-En fakiri bile gülümsüyor.Kast sistemi herkesi bulunduğu yerde tutuyor.
-Her şehri ayrı güzel.Kuzeye giderseniz Himalayalara,güneye giderseniz deniz-güneş-kum'a,doğuya giderseniz vahşi orman ve hayvanlara,batıya giderseniz de çöllere varıyorsunuz.Bitki ve hayvanlar da ona göre değişiyor tabii.
-Bir emekli maaşıyla rahatlıkla yaşanabilir,gezilebilir,ucuz.
-kızları güzel.En fakir olanlarından bile takılarla giysilerle güzellik yayılıyor.
Hindistanı çok sevdim.Gittim gene giderim,inşallah.
Haridvar'da tren istasyonunda geceyi betonda uyayarak geçirenler.

Şubat 24, 2009

HİNDİSTAN'DA SON KENT:JAİPUR

Hava Mahal yani hava yeri.Raca'nın kadınlarının yani harem'in kadınları sarayda sıkılmasın,gelen geçene bakıp hava alsın diye yapılan bir yapı.Önden 5 katlı görülen yapı aslında 2 katlı.İmaj başka gerçek başka yani.
Hayatta herşeyin bir sonu olduğu gibi hayallerin de bir sonu oluyor.Bir yere kadar hayal edersiniz sonrası başka bir zamanın hayali olacaktır.İşte Hindistan gezi hayallerimin,planlarımın sonu.
Burası Jaipur.Rajastan eyaletinin başkenti ve pembe kent olarak anılıyor.Şehirde yapılar kırmızı kumtaşından malzeme ile yapıldığından.Burası hala Raca'ların yaşadığı kendine özgü bir yer.Tekstil,takı,taşlar,altın ve gümüş işlemeceliği ne ararsanız var.Hindistan'ın ihracat merkezlerinden biri.Geniş alanlar kaplayan çarşıları başdöndürücü.

Jaipur'da Jantar Mantar, yani gözlemevi.1700'lü yıllarda astronomiye meraklı bir Raca'nın eseri.Dev gözlem aletleri olarak yapılmış ve apartman boyunda yapılar bunlar.
Hindistan'da ince ve zahmetli işçilikle yapılan eserler çok yerde karşımıza çıkıyor.işte bir beyaz mermer işlenerek ne hale gelmiş.Yer Raca Sarayının girişi .
Raca Sarayının girişindeki şu parlak şey de ne ola ki?Efendim 1800'lerde İngiltere'ye gezmeye giden bir Raca susayınca ne içecek?Su.Oranın suyu kimbilir nasıldır? İşte Raca'nın su matarası.Bu gümüşten yapılmış ve 1 ton civarında su alabilen bir tank.Bunlardan bir tane daha var.Neymiş, İngiltere'ye giderken susuz kalmamak için su matarasını yanına almak gerekirmiş.
Ve Raca'ların Amer adı verilen kalesi.Moğollar ovalarda hakimken Raca'lar burada tepede yaşamış.Gün gelmiş,devran değişmiş ve Moğollar zayıflamış.Raca'lar meydan boş kalınca savaşmadan ovaya inip,fakir halkı yönetmeye başlamış.Tabii Raca'ları da İngiltere yönetmekte.
Artık dönme zamanı.40 gündür yollardayım.Yemekler heryerde istediğim gibi olmadığından kilo verdim.Süzüldüm.Jaipur'dan sonra dooooğru Delhi.Ertesi gün de Dubai'de Sharjah adlı kentte aktarma yapıp Türkiye.Bir de Hindistan dedikleri diye özet yazayım ve bu gezi notlarımı bitireyim.




Şubat 19, 2009

AJMER-PUSKHAR

PUSHKAR:Ajmer adlı kent yakınlarında küçücük bir köy.Bir köy ama dünyanın dört bir yanından binlerce turist,uzak yerlerden gelen Hindular için tam bir buluşma noktası.Lotus çiçeğinin Dünyada düştüğü ve etrafında küçük bir göl oluşturduğu için kutsal sayılan,kutsal göl nedeniyle etrafında tapınakların yerleştiği,kutsal banyoların yapıldığı ve canlı bir köy.Akşam üzeri göl kıyısında çeşitli danslar yapanlar mı dersiniz,alışveriş yapanlar mı?Çok canlı buldum burayı canım çok.
Tapınakta kadınlar.Sereserpe oturmuşlar,sohbet,dinginlik.İşte ulaşmak istediği hedefe varanların huzuru.
Anne sevgisi bu olsa gerek.hindistan'da maymunlar heryerde.Yavrusunu gözeten bir anne...

Pushkar'da tanrı Brahma adına yapılmış ve çok kutsal sayılan Brahma tapınağı var.Burası hergün buraya gelen Hindu hacılarca ziyaret ediliyor.Ayakkabı ile girilmiyor ama pabuçlar kapıda kalsın.
Pushkar'da alışveriş özellikle kadınların ilgisinde.Burada sonbahar mevsiminde Rajastan'ın en büyük Deve festivali yapılıyor.Amaç deve alım satımı. Yüzlerce çadır kurulup eğlenceler düzenleniyor.Kadınların renkliliği ise görülmeye değer.

Ve Pushkar'ın yakınında kurulduğu Ajmer.Öncelikle buraya gelip sonra köye geçiliyor.Müslüman nüfusun büyüklüğü hemen farkediliyor.Dergah ise burada yaşayan ve moğol imparatorun erkek çocuk sahibi olacağını rüyasında gören bir şeyh'in yaşadığı,bunun için de her yıl imparator'un ziyaret ettiği,hacca gidecek Müslümanların icazet almaya geldikleri bir yer .Başlar örtülüyor ellere güller alınıyor,dualar ediliyor.Çok huzurlu gördüm kendimi çok.Kapıda fotoğraf makinesini bırakmasaydım çekerdim ama olmadı işte...





Şubat 10, 2009

BU NE SEVGİ AAAAAHHHHH......

Taj Mahal :Moğol İmparatoru Şah Cihan'ın sevgili eşi Mümtaz Mahal 14.çocuğuna hamileyken hayatını kaybedince, onu delicesine seven Şah Cihan tarafından yıllarca süren inşa ertesinde tamamlanmış bir yürek,sevgi,vefa yapıtı .Herhalde sevgililer gününde akla gelecek en önemli eser.Beyaz mermerden yapılmış,Hindistan'ın sembolü olmuş,hergün yüzlerce yerli ve yabancı konuk tarafından ziyaret edilen,750 rupilik giriş fiyatıyla ohaa dedirten bir yer.Ama buraya kadar geldikten sonra parayı gözümüz görmüyor tabii.İçerisinde sevgililerin mezarları var ve foto yasak.İnsanda hoş duygular uyandırıyor.Her milletten sevgililer elele geziyorlar...Bu ne sevgi aaaaahhhhhhh.Bu ne ızdıraaaapppppp...İşin asıl dramatik tarafı ise,oğlu tarafından ileri yaşlarında iktidardan indirilen Şah Cihan, ömrünün son yıllarını Yamuna nehrinin karşı yakasında kapatıldığı bir odadan Tajmahal'i seyrederek geçiriyor.Ne hayat ama...
Delhi'de Kızıl Kale varsa burada da Agra Kalesi var.Etrafı su hendeği ile çevrili bir nevi kızıl kale...

Agra'ya vardığım günün ertesinde sabah bir kalktım ki sisten gözgözü görmüyor.Siste okula öğrencileri götüren bir rikşa öğrenci servisi.Onlar yolu biliyor tabii.Bu agra gibi kent görmedim ya .Dün akşamüzeri 3 km öteden rikçacı yolu bulamadı.En az 5-6 kişiye sordu gene bulamadı.Turist guest house kaldığım en güzel konaklama mekanlarından biri oldu.Bu sabah ta gittiğim yerlere kafamdan işaretler koydum kaç kere ama dönüşte guest house'ın hemen 20 m ilerisinden geçtiğim halde yolu bulamayıp bi sürü yol teptim.Yuh bana, bi de coğrafyacı olacam...
Yine Delhi ile bir benzerlik durumu daha .Burada da karşımıza Cuma mescidi çıkıyor.
Hindistan'da çamaşır nerede yıkanır?Derede değil tabii.Nehirde.Yamuna nehrinde suya batırılan çamaşırlar yandaki tahta yüzeylere çarpa çarpa yıkanıyor.Deterjan da neymiş.Daha sonra ise toprağa serilen çamaşırlar kuruyunca da evlere...Hintliler pratik insanlar vesselam.Bazı yiyecekleri yapraktan yapılma minik tabaklara koyup yiyorlar ve atıp geçiyorlar.Artıklar da başka hayvanlara yemek..Çamaşırları da nehirde yıkayınca ne çamaşır makinesi lazım ne deterjan.




Şubat 04, 2009

DELHİ ESKİ-YENİ

Delhi,Hindistan'ın kuzeybatısında bulunanve 15 milyon civarında nüfuslu bir dev kent.Aşırı nüfusun içiçe ve karmaşık bir halde yaşadığı Eski Delhi ile modern ve geniş bulvarları,geniş parkları ve çok katlı yapıları ile Yeni Delhi ikiye bölünmüş .Yıllarca Moğol yönetiminde barış içinde yaşamış.Moğol yönetiminin sarayı Red Fort (Kızıl Kale ) girişi.
Moğol barışı zamanının bir eseri olan Astronomi gözlemevi(Jantar Mantar)Bir örneği de Jaipur'da bulunuyor.Bu dev bina-aletler yardımıyla günün vakti,yıldızlar,cennetlik insanların geçişi falan bulunuyor.
Modern kent Yeni delhi'de bağımsızlık sembolü,Hindistan Kapısı.Yan kısımları ise kriket oynanan yemyeşil parklarla dolu.
Eski başbakanlardan Rajiv Gandi'nin suikaste kurban gittiği yer.Hindistan Dünyanın en büyük demokrasisi ama başbakanlarını da böyle kaybetmiş
Kutub minaresi yıllarca emek çekilerek inşa edilmiş bir İslam eseri.Dünya Kültür mirası içerisinde yer alan bir kompleks.
DELHİ'DE NE YAPILIR?
1-Hindistan Uçakla gelinirse ilk karşılaşılacak kent.Kalabalık insan kitlesine alışmak gerek.Yeni Delhi tren istasyonu karşısında çok sayıda otel,guest house var.
2-Kızıl Kale,Cuma Mescidi,kutub Minaresi,Hindistan kapısı,Ulusal Müze,Firuz Şah Kotla anıtı, ve daha çok sayıda görülecek yer var.Bunun için turlara katılarak gezebilirsiniz.
3-Hindistan'da tur yapacaksanız tur satın alabilirsiniz.Trenle çeşitli kentleri gezmeyi planlıyorsanız tren biletlerini satın alıp geziyi organize edebilirsiniz.
4-Başkent, Hint ve güney Asya yemekleri yiyebileceğiniz,çok çeşitli hediyelik eşya alabileceğiniz çok enteresan bir kent.



Ocak 29, 2009

VARANASİ VARANASİ

Varanasi'ye varır varmaz akşamın ilk saatlerinde Ganj ...
Haridvar-Varanasi tren yolculuğu 23 saat süren bi işkenceye dönüştü.Her köy istasyonunda dura kalka,Çaaaai garam Çaaaai diye bağırarak vagonları kateden çay satıcılarıyla ,her istasyonda trene doluşan çeşitli yiyecek satıcılarıyla gerçekten yordu.Çay dedikleri de neskafenin çayla yapılmışı desek yanlış olmaz.Süt-çay bileşimi İngilizlerden kalma bi alışkanlık ama alışınca güzel bi içecek.
Neyse vara vara vardık Varanasi'ye.Burası 2500 yıllık tarihiyle yaşamın sürdüğü Dünyanın en eski kentlerinden biri.Çok geniş bir yatakta sessizce akan Kutsal Ganj ve kıyısında yapılan etkinlikler kentin özelliğini oluşturuyor.Bunların başında Ganj'da yıkanma,ölü yakma törenleri,yeni evlilerin kutsanması,kap kacak yıkama,diş fırçalama, vb. sayılabilir.Ganj kıyısı birbirine ekli ve herbiri farklı inançlara hizmet eden Hindu tapınaklarıyla (Ghat) dolu.
Ganj Kıyısında sabah erkenden Yoga yapanlar.Hertürlü faaliyeti burada bulmak mümkün.Daracık sokaklarından kıyıya indiğim bir gece genç bir delikanlı,selam verip haşhaş ister misin ? dedi.Hayır dedim.Haşhaş almasına alayım da onu sürtmek lazım,çıkan haşhaş sürtmesini pekmezle karıştırıp ekmeğe sürerek yemek lazım.Bu kadar emek çekecek zaman ve yer değil.Şaka Şaka .Ben de biliyom ne satıyor.Bana uymaz.

Ganj kıyısında traş olanlar,(seyyar berberler iş başınd),banyo yapanlar.Sabun kullanmıyorlar pek.Şöööle köpürte köpürte yunacan ki ,Ganj kıyısında banyo yaptım, dediğinde dağsin.Keseci bile yok.
Haridvar'da olduğu gibi burada da Ganga Aarti töreni var.Gece platformlar üzerinde süslü giysiler içindeki gençler tütsü ile başlayıp daha büyük ateşlerle devam eden ve ateş ile suyun birleşimini ifade eden törenlerini yaptılar.Çiçekçi kız'ın elime bi yaprak ve çiçekler tutuşturup (no mani,no mani ) demesi ve ısrarıyla çiçeği Ganj'a saldım.Aynı kız bundan sonra tekrar gelip,Money deyince cepteki en küçük parayı verip surat asmasına aldırmadan kaçtım.Ne bu ya önüne gelen para istiyo çeşitli biçimlerde.
Neyse burası Müslüman Nüfusun en fazla olduğu yerlerden biri.Müslümanlar burada Dünyaca ünlü ipekleri dokuyorlar.Aldım bir iki tane ama kazıklandım mı?demeden de edemiyorum.



Ocak 24, 2009

HARİDVAR-RİSHİKESH-DEHRADUN-MUSSOİRİ

Rİshikesh,sırtını Himalayalara dayamış,Ganj nehrinin ovaya ilk defa dağlardan inip yayıldığı,sularının temiz ve soğuk olduğu bir kasaba.Beatles 60'larda gelmiş buraya ve o zamandan beri dünyanın yoga merkezi.İki asma köprüsü,köprüde benim muzları da çalan maymunları,German Bakery pastanesi ve aşram adı verilen yoga okullarıyla tam bir huzur köşesi.Bolca tapınak,yürüyüşler,sabah çayları,inekler...çok güzeldi.
Rishikesh'de Şiva'nın heykellerinden biri.Sırtı Ganj'a dönük..Huzuru bulmuş gibi...
Rishikesh'den Dehradun adlı bir kente otobüsle,buradan da yine başka bir otobbüsle Mussoiri'ye vardım.Vardım da iyi halt ettim.Kıvrım kıvrım yollar,yokuş,savrul derken keşkek gibi oldum.Mussoiri Himalayalarda bir tepe ve arkada Himalayaların muhteşem görüntüsü.Kasaba yükseltisi,ormanları ile bir oksijen deposu.
Mussoiri tepelerindenHimalaya dağları.Oğlum İlker Nepal'de 5300 m.yükseğine kadar çıktı, bense 2000 m.lere anca çıkabildim.Yaş farkı var olacak kadar.Çık çık kolay mı?
Rishikesh'i 4 gün gezip bitirdikten,yoga moga yapmadan trans halinde yürüyüşler yaptıktan sonra Varanasi'ye gitmek üzere 45 km güneydeki Haridvar'a geldim.Burada Hindular Ganj'da kutsal banyolarını alıyorlar.Ortalık bayram yeri gibi...Rengarenk...
Haridvar'da her akşam Ganj kıyısında Ganga Aarti törenleri yapılıyor günbatımında.Özü ateş ve suyun birleşimi.Güzel bir hava.Ambiyans.Çiçekler,ateşler,çanlar.....Ommmmmm





Ocak 19, 2009

HİNDİSTAN'A HOŞGELDİM


Amritsar-Altın Tapınak'ta Arap işi Poşumla...
AMRİTSAR
Karayoluyla İran ve Pakistan kentlerinden geçtikten sonra Lahor'dan sabah 4 numaralı otobüse binip Hindistan-Pakistan sınırındaki Wagah sınır kapısına vardım.Burası her akşam saat 5'te Hindistan ve Pakistan sınır muhafızlarının birbirlerinin suratına çarparcasına sınır kapısını kapattıkları sınır kapısı.Bu seromoni için kapının yanına tribünler yapılmış.Alkış bağırış,çağırış arasında tezahüratlarla kapı kapanıyor.Video sitelerinde bulup izleyebilirsiniz.
Kapıda, önümdeki Japonla ortak tuttuğumuz taksi ile Amritsar'a geldik.İlk Hindistan kentindeyim.Buradaki Kutsal Altın Tapınak çok etkileyici.24 saat müzik susmuyor,ilahler devamlı söyleniyor,Kutsal kitap dev boyutlarda ve devamlı okunuyor.Amritsar bir dini merkez oluşunu ihtişamıyla gösteriyor.

Mcleod Ganj Merkezindeki Budist tapınağı ve dua tekerlekleri ile rahipler...
MCLEOD GANJ
Hindistan'daki 2. yer bir kasaba olan McLeod Ganj oldu.Buraya gelebilmek için önce trenle Pathankot kentine geldim.Otobüs garajında 4-5 saat kadar bekledikten sonra Dharamsala otobüsüne bindik.Safari benzeri bir yolculuktan sonra savrula savrula dağlara tırmanıp Dharamsala'ya gecenin 8'inde vardık.Bir taksi tutup 20 dk daha tırmandım.2000 m civarındaki Mcleod Ganj'dayım.,
Burası,işgalci Çin'e karşı pasif direnişle zafere ulaşacağını sanan Dalaı Lama ile buraya sığınan 80.000 kadar Tibetlinin sığındığı bir dağ başı.Himalayalara sırtını dayamış bir yer burası.Tüm dünyadan insanlar yenilenmek,dinlenmek için geldikleri,yoga ve meditasyon yapılabilen ağaçlar arasında çok dinlendirici bir yer.Ben çok sevdim.Tibetliler çok iyi insanlar.Bize benziyorlar.Budist hepsi,yemeklerini de çok sevdim.
Burası da Dalaı Lama'nın konutunun karşısıdaki Budist Tapınağı.



Ocak 12, 2009

PAKİSTAN GEÇİŞİ

Pakistan'a İran'ın Zahedan kenti yakınlarındaki Mirjaveh kasabasından giriliyor.Burası Taftan çölünde bir yerleşim.Zaten sınıra yaklaştıkça çöl görüntüsü keskinleşiyor.Sınıra giden takside tanıştığım Abdülgaffar ile sınırı geçtik.Taftan kasabası pakistan'ın ilk yerleşimi ve ben korktum.Su hiç yok.kapkara görünümlü insanlar,sağda solda atık lastikler,pislik ve sefalet beni ürküttü.Tanıdıkça ve düşündükçe normal karşılamaya başladım.Su yok adamlar ne yapsın.Üstelik bu ortamda gene de çok iyi yaşıyor çöl insanları. Burası Beluci bölgesi.12 saat süren otobüs yolculuğu sonunda gece 11'de Quetta kentine vardık.3.baktığımız New El-khair otelde yer bulabildik.Sabah pencereden görülen manzara hiç de iç açıcı değildi.Zaten korku kenti olduğunu da sokağa çıkınca anlıyorsunuz.Dükkanlar kepenk kapatmış eylem için.
Quetta'dan öğleyin 2'de kalkan trende yer bulamayınca koltukta oturarak bir 24 saat geçirdik Abdülgaffarla.Resimdeki Pakistanlı arkadaşlar ise geceyi yatarak geçirdiler.Türk ve Müslüman oluşum ise epey beğeni topladı.Lahor'a gidiyoruz.Hayırılı yolculuklar.

Lahor'da bir sokak manzarası.Berber.Hindistan'da çokça görülecek sokakta yaşamın bir örneği.Lahor kalabalık,gürültülü (korna sesleri),kirli havalı bir kent.Geceyi Rex international otelde geçirdim.Çünkü rikşacılar komisyon aldıkları otellere götürme konusunda uzmanlaşmış..
Pakistan maalesef adı kadar temiz değil çünkü bazı kısımları çok susuz.Düzen ve kurallara uyma zayıf.Öylesine yaşayan bir ülke sanki.Cive Pakistan...
Artık hedefe bir adım kaldı.Sabaha da rotam Waga sınır kapısı ve Hindistan.

Ocak 06, 2009

RUN İRAN (Otobosların arkasında böyle yazıyordu)

İran bitti.Tebriz'den başlayıp Zahedan'da tamamladım.Aklımda kalanlar şunlar;
İran bir camiler,çarşılar ve kebaplar ülkesi.Kadınları güzel ve alımlı ama hicap'a uymak için örtünmek zorundalar.Çok sayıda resimle uğraşan öğrenci kızlar ve sergi açmış kadın ressamlar gördüm.Yukarıdaki resim anlatıyor bir çok şeyi.
Kebaplar ucuz ve lezzetli özellikle çello denilen pilavla birlikte.
Çarşıları canlı,sanki ekonomik kriz yokmuş gibi.
Kentleri insanda huzur ve sükunet duyguları uyandırıyor.Mutlaka görülmeli.
Şairler ülkesi.pozitif bilimler yerine minyatür,şiir ve mimari ağır basıyor gibi .
Kesinlikle güvenli ve temiz.Ulaşım çok iyi.Heryerde Türkçe anlaşabiliyorsunuz.İnsanları candan,misafirperver.
Gene gitmeyi umuyorum inşallah.
Buketblu'ya cevap:Elinize ne renk olursa olsun pasaport'u alıp gidiyorsunuz ne vizesi.Kapılar açılıyor.Hele Azeri Türklerin Türkiye sevgisi anlatılmaz yaşanır.

Aralık 31, 2008

BÜLBÜL'ÜN GÜL'E AŞIK OLDUĞU YERDEYİM (ŞİRAZ)

Zand'lı kadir tarafından yaptırılan Kale;tuğladan yapıldığı için zamanla eğrilmiş.İçinde köşk,odalar ve hamam gibi bölümleri var.
Şah-Çerağ camiinin içi.burası şiiler için çok önemli bir merkez.Büyük bir camii ve türbe.


Hafız iran'ın ünlü şairlerinden biri.Türbesi sürekli ziyaretçilerle dolup taşıyor.Etrafı da nefis bir bahçe.
Hafızın kabri olan bahçede bir gül varmış.
Yeniden açarmış kanayan rengiyle...
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış.
Eski şirazı hayal ettiren ahengiyle...
Ve serin selviler altında kalan kabrinde...
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter!
Bir başka şair;Sadi'nin türbesi.Hafız ve Sadi Farsça'nın iki dev ismi ve dillerini yücelten şairleri.

Şiraz'a 55 km uzaklıktaki Persepolis.Otobüs terminalinin önünden 1000 tümen'e dolmuş taksiler gidiyor yakınındaki şehre.Orada da başka bir taksiyle (2000 tümen) varabilirsiniz.2500 yıl önce anadolu'yu fetheden, Yunanistan kapılarına dayanan dev imparatorluk.Krala hediyeler sunulması,arslan biçimli heykelleri ve güzel bir müzesi olan bir yer ama alan olarak küçük buldum.Bizdeki Efes on basar.ama gelmişken göreyim derseniz görülür.





Aralık 27, 2008

YEZD'DE BİR TATİL GÜNÜ


Yezd'in gezilecek eserlerinin başta geleni Camii Mescidi.Çinilerle süslü güzel bir eser.


Yezd tipik bir İran kenti.Ülkenin orta kesiminde bulunan Yezd sıcak,kurak ve suya muhtaç bir kent görünümünde.Bu nedenle havuz,su çok özlenen şeyler.Yukarıda Emir Çakmak Camii ve Kompleksinin gece görünümü.



Aynı yer: Emir Çakmak Camiinin gündüz görünümü.Aslında tek katlı bir yapı ama çok katlı bir ön cephe yapılmış.Üst katlardan şehir görünümü güzel.




Yezd,Zerdüşt dininin merkezlerinden biri.Ateşperestlik diye de adlandırılan inanç hala inananlarınca sürdürülüyor.Zerdüştler ölülerini ''Sessizlik Kuleleri'' adı verilen bu kulelere bırakıp,akbaba ve diğer hayvanlar tarafından yenilerek doğaya karışmasını beklerlermiş.İran devleti hijyen ve sağlık gerekçesiyle yasaklamış. Kentin güneyinde bir tepe üzerine inşa edilmiş bu kuleler bir def'in biçiminin tanıkları...





Yezd'de su en önemli ihtiyaç.Bu nedenle yerin derinliklerinden su çıkarmak,kuyu inşa etmek ve suyu dağıtmak önemli bir iş.Su Müzesi bu işleri anlatan eserlerle dolu.Model Su çıkrığı gibi.






Devletabad Bahçesi.Günlerden cuma olunca kapalıydı.Belki de sürekli kapalı ne bileyim.Giremedim.