Mayıs 23, 2008

Kıbrıs 2

Harekat sırasında Albay Karaoğlanoğlu'nun saldırıya uğradığı ve şehit olduğu ev.Duvarda mermi izleri hala duruyor.Bir müze ama açan bulunur da gezilebilirse.Kıbrıs'ta mesai az dinlenme çok.Burası bir ada.Ada demek rahatlık,az çalışma ve yavaş geçen zaman demek.
Bir huzur köşesi:Girne limanı.Tekneler,restoranlar ve eğlence yerleriyle,kalesi ile insanda mutluluk hissi uyandıran bir kaçamak mekanı.Girne burasının dışında bir çok cadde,sokak,bina vb.barındırıyor ama hiç bir yer burası kadar dingin değil.
Huzurlarınızda Turist Ömer'in versiyonu: Ben.Girne Kalesinin köşedeki kulesindeyim.Ardımda liman.İşte gezmişim,yorulmuşum,fotoğraflar çekmişim.Gideyim de liman manzaralı Marin Club'da biramı içeyim.Sıcakladım.On yüz milyon baloncuklu soğuk bira içesim geldi.

İlk Günün sonu Girne Limanı .O kadar güzel ki kaç fotoğraf çektim hatırlamıyorum yani.Gezimin en güzel yeriydi diyeyim siz anlayın.

Mayıs 21, 2008

Kıbrıs 1

Kıbrıs Barış harekatının komutanlarından Denizli Tavas'lı Albay Karaoğlanoğlu adına yapılmış şehitlik.İçerisinde şehitlerimiz var.Savaşta rumların kullandığı ağır silah taşıyan zırhlı araçlar sergileniyor.Askerler temizliyor,bakıyor,rehberlik yapıyorlar.
Çıkartma plajının üzerinde oluşturulan alana yapılmış Özgürlük Anıtı.Anıtta her bir unsurun anlamı var.Sağdaki anavatanın gücünü soldakiyavru vatandaki kurtuluş isteğini ifade ediyor.
Lefkoşa'da fazla oyalanmayıp Girne'ye indim.Eşyaları Otele yerleştirip hemen yakındaki Barış Harekatındaki Çıkartma Plajına indim.Burası askerlerimizin şehit olduğu ve Kıbrıs'a ayak bastıkları ilk yer.Allah rahmet eylesin hepsine.
Kıbrıs'a Antalya'dan uçakla ulaştığımda saat gecenin 1.30'u idi.O saatte ne Girne'de ne de Lefkoşa'da olmanın faydası yok diye düşündüm ve 4 saati bir bankta uyuklayarak geçirdim.Sabah 6 sularında artık Kıbrıs hareketlenmiştir deyip yola çıktım.Havaalanından şehre ulaşım sadece taksiyle sağlanıyor.35 ytl istenen yola şehre boş dönen bir taksi sayesinde 20 ytl'ye vardım ve Günaydın Lefkoşa...
Şehre girişte Girne kapısı sizi karşılıyor.Burası dolmuşların geçtiği merkezi bir yer.Eski şehir buradan başlıyor.

Mayıs 10, 2008

Mustafa...İlk Hedefin Kıbrıs...İleri...


1974 yazında lise 2. sınıftan 3. sınıfa geçmiştim.Yaz mevsimi oldukça hareketli geçiyordu.Türk Ordusu Kıbrıs'ta Türklere yapılan saldırılara karşı koyabilmek için hazırlanmakta,Ecevit başbakanlığındaki ve Erbakan hoca yardımcılığındaki CHP-MSP hükümeti çeşitli görüşmeler yaparak Rum saldırılarını engellemeye çalışmaktaydı.Dışişleri Bakanı Turan Güneş bir İsviçre'ye bir Londra'ya gidiyor arada ABD gemileri Akdeniz'de dolaşıyordu.

Her akşam siyah beyaz ekranlardan yetkililerin beyanatlarını dinliyor ve savaş çıkacak mı çıkmayacak mı yorumları yapılıyordu.

20 Temmuz günü Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in "Ayşe tatile çıkabilir" mesajı ile harekete geçen Türk ordusu bir taraftan havadan paraşütçüleri indiriyor diğer taraftan çıkartma gemileri Girne sahillerini yoğun ateş altında askerlerimizi karaya çıkarıyordu.

Bizler pencerelere karartma uygulamış,arabalar farlarını görülmesini azaltacak hale getirmiştik.Her gün harekat an be an dikkatle izleniyordu.

Çok asker şehit verdik.Albay Karaoğlanoğlu gibi.Kendi gemimizi batırdık.Amerika'nın tepkisini çektik.Bize yıllarca silah satılmasını engelledi.Ambargo uyguladı.Haşhaş ekmemizi yasakladı.

Aradan yıllar geçti ama hala ada'da anlaşma yapılamadı.İki devlet oluştu.Herkes başının çaresine bakıyor.

İşte hafızama kazınan yıllardakı Kıbrıs gelecek haftaki yolculuk programımda.İnşallah önümüzdeki Perşembe akşamı Pamukkale Turizm'le Antalya'ya,gece de Pegasus'la Lefkoşa Ercan Havaalanına ulaşmayı istiyorum.Biletler hazır.5 gün Deniz,güneş,kum ve Girne çıkartma plajı,Lefkoşa camileri,tarihi eserleri,Magosa ve Güzelyurt.Hotel Bare Hill'da konaklayacağım inşallah.Dönüş 20 mayıs günü İzmir'e oradan da Denizli'ye.Şimdilik bu kadar.See U

Nisan 25, 2008

TOSTCU VE KAPLICA YOLU

Sultaniye Kaplıcalarında Açık Havuz.Burada sıcacık sularda dinlenirsiniz.En muhteşemi ise yağmur yağarken suda olmak...
Çamura yatmak mı istiyorsunuz? Alın size çamur ,ister yatın ister edeleli vucüdünüze sürün.

Bu aralar fırsat buldukça hafta sonu gezileri yapıyorum.Özellikle Marmaris ve çevresi ilgi alanımda.Bunun bir sebebi yok ama gidip gelmesi kolay ve yakın.Ayrıca kalacak uygun fiyatlı pansiyon veya öğretmenevi bulunuyor.Bu geziler sırasında gezdiğim,kaldığım bazı yerlerden sözedeyim sizlere.Belki yolunuz düşer.
Tostcu:Sakar geçidinden Gökova körfezine inen kıvrım kıvrım yokuş bittiğinde bir yol ayrımına gelirsiniz.Sağa dönerseniz Marmaris yönüne gidersiniz.İşte bu yola girdiğinizde sol tarafınızda iki yanı ağaçlı okaliptuslu yol size kısa süre eşlik eder.Okaliptuslu yola geçerseniz yolun sonunda sağ tarafta bir tostcu bulacaksınız.İsmail Amcanın yeri olan bu dükkan 7 gün 24 saat açıktır.Ege'ye özgü kahvaltılar (Zeytinyağı,peynir,domates,hıyar vb),karışık tost,gözleme ile yerli yabancı herkesin çok sevdiği ve özellikle sabahları hoş saatler geçirmeye uygun bir yer.Tavsiye ederim.
Sultaniye Kaplıcaları:Marmaris yol ayrımından sonra Köyceğiz yönüne devam ettiğinizde Köyceğiz'e varmadan önce Döğüşbelen Köyü'ne varırsınız.Tabelasını gördüğünüzde sağa dönerseniz yaklaşık 25-30 km sonra (tabelaları izleyin) Sultaniye Kaplıcalarına varılır.Burası köyceğiz Belediyesinin işlettiği ,çeşitli odalardan ve bungalovlardan oluşan çok güzel bir kaplıca.Türkiyedeki radyoaktivitesi en yüksek kaplıca'da kapalı ve açık havuzlar ,çamur banyosu ve içmece var.Sıcaklık insanın dayanabileceği seviyede.Önce çamura yatıp (gerçek anlamda çamura yatmak -buzağı gibi -bulanıp kuruyorsunuz ve deriniz davul gibi geriliyor.Daha sonra çamurlardan arınmak için temizliyorsunuz ve asıl havuza geçiyorsunuz.Hızınızı alamazsanız sıcaklığı düşük kapalı havuzlar sizi bekliyor.21 kez bu kür yapılırsa fayda sağlanıyor.Ayrıca hergün sabah akşam içmeden de faydalanırsanız bağırsaklarınız pırıl pırıl oluyor.İç dış temizlik yapılan doğan görünümlü Şahin gibi oluyorsunuz neticede.
Marmaris yolu girişinde Okaliptuslu yol....Sonunda ise güzel bir kahvaltı mekanı.

Nisan 12, 2008

ANTEP'TEN VE ANILARDAN BİR DEMET

Antep'te çocuklar daha küçücükken alırlar anteplilik eğitimini,mangal başında kebap yapmayı,et şişlemeyi ve sahreye gitmeyi.(Sahre :Piknik ) Şu yakınlığa ve arkadaşlığa bakar mısınız?
Başka nerede vardır nohut dürüm?Haşlanmış nohut pide içine konulur,kırmızı biber vs eklenir ve afiyetle yenir.İşte bir dürümcü.Tabelaya dikkat.Meksikalımıyız ne?
Antep bir anda Gazi olmadı tabii.Karayılan kimdir bilinmeden Gaziantep anlaşılır mı?
Büyüyünce manken olacaklar da.Gaziantep Fen lisesine var mışım ,okul taşınmış,biraz sohbet dönüyordum ki beyler istediler.Amca bizi de çek diye.İşte Karşıyaka eşrafından iki beyefendi.
Kim Yapar,kim bakar,kim kıymetini bilir bilinmez ama işte bir Cami Şerefesinin süslemeleri.Sanat halk için midir yoksa sanat sanat için midir kimin umurunda.İşte zanaat

Nisan 04, 2008

Çalışmak ya da çalışmamak işte bütün sorun bu...

Ağaçtakiler sizlerin tek tek zevkle yediğiniz çağlaları ağaçtan tek tek topluyorlar.Siz yiyin bakalım...

Günümüz gençlerinin bir kısmı hayata karşı öylesine hazırlıksız, duyarsız ve umursamaz yaklaşıyor ki kendilerini nasıl bir gelecek bekliyor bazen onlar adına ben üzülüyorum.Okullara gidiyorlar,ders çalışmıyor ve kolay yoldan diplomaya ulaşmak istiyorlar.Mezun oluyorlar masa başı ve sabah 9,akşam 5 iş arıyorlar.Meslekleri çok kazançlı olduğu halde yorgunluğuna dayanamayıp daha az zaman geçirecekleri iş ile uğraşıyorlar.
Bu gençelerin bir bölümü var ki hayatları boyunca 5 kuruş kazanmadıkları gibi harcamalarında da sınır yok.Marka deseniz onlarda ,kredi kartını hesapsız kullanma onlarda,cep telefonu konusuna ise girmek bile istemiyorum.


Gökova'da çalışmaya giden iki köylümüz.Pek de renkli giyinmişler değil mi?Ne mutlu onlara

Hatay'lı Ali.Kalamar temizliyor.Sadece Merhaba diye selam veren birine.

Bu yaz Kanada'da bizim lise öğrencisi yaşında gençlerin kafeteryalarda , süpermarketlerde ve kahve dükkanlarında part tıme çalıştıklarını görünce batı toplumlarının çocuklarının hayata nasıl hazırlandıklarını görüp hayran oldum.Orada çocukların ancak çalışırlarsa ayakta kalabildiklerini sistem onlara öğretiyor.Türkiye'de bu anlayışa en yakın kim var derseniz cevabım '' çok çocuklu doğulu aileler'' derim.En doğrusunu yapıyorlar.
Peki biz yani Batı Anadolu'da doğup büyüyenler çok mu tembeliz?Tabii ki hayır.Kırsal kesimde günlük kazanç peşinde koşan milyonlarca insan var.İşte onlardan bazıları.

Mart 24, 2008

Serçe Limanı

Taşlıca yolunda bir Cennet:Söğüt ..Aman Siyasiler duymasın yoksa hemen imara filan açılır.
Taşlıca'ya dönen atlar.
Taşlıcalı bir genç kız.Hepsi aydınlık yüzlü insanlar.Eve su lazım tabii.


Gezgin geziyor

Tatil dönüşü okula gidip gelmek bazen öyle bir monotonluk yaratıyor ki '' yolcudur Abbas,bağlasan durmaz ''durumu oluyor.Ne de olsa serde gezginlik var.Dedim kaçayım.Nereye ? Doğru seçenek C şıkkı :Marmaris
Marmaris bende ayrı hisler uyandırır.Tatillerimin vazgeçilmeziydi bir zamanlar.Ne Çubucak Orman Kampı kaldı gitmediğim ne de Turunç.
Yıllar sonra bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti.Bu kitap,Sevan ve Müjde Nişanyanlar'ın ''Herkesin Bilmediği Olağanüstü Yerler ''adını taşıyan kitabıydı.Bu kitaptan nereleri bulup gitmeye çalışmadım ki.Bunlardan biri de Marmaris'in Taşlıca adındaki köyünün yaklaşık 8 km güneyinde yeralan ( Bu yol çok taşlık ve bozuk,lütfen yavaş gidin ) Serçe Limanı.
Serçe Limanı Türkiye'nin en güzel ve tenha,sakin koylarından biri.İlk gidişimde yaz mevsimiydi.Etraf sapsarı otlarla kaplı,çok sayıda kuyudan köylü kadınları su çekiyor,eşeklere yükleyip evlerine taşıyor.Yolun kenarında terk edilmiş evlerden kalan duvar kalıntıları,duvar diplerinden fışkırmış gibi incir ağaçları...O zaman ocağına incir dikmek ne demek anladım..
Yolun sonuna doğru başıboş atları da görünce bu ıssız,insansız alanda işte dedim.İşte Afrika...
Savanlarla kaplı Afrika manzarasına sahip bu yerin sonunda ise pırıl pırıl denizi ile nefis bir koy bizi bekliyordu.
Bu defaki gidişimde ise Afrikada yaz mevsimi yaşanıyordu.Oranın yazı yağışlı mevsimdir.Savanlar gibi otlar heryanı yeşile boyamış.Köy kadınlarının hepsi de istisnasız gülümsüyordu ve konuşuyorlardı benimle.
Serçe Limanındaki lokantanın sahibi olan ailenin kızı ile lafladık.Daha açmadık dedi.Peki dil işi nasıl,İngilizce öğrendin mi dedim.Parasını alacak kadar, dedi.Cevaba bakar mısınız ?
Serçe Limanı'na gitmek isterseniz bir gün ,önce Bozburun'a varıyorsunuz.İçine girmeden sola dönüp önce Söğüt köyü'ne hemen sonra da Taşlıca köyüne varıyorsunuz.Taşlıca'ya girer girmez sağa döndüğünüzde aşağı inen yol sizi Serçe limanına götürür.Arada kapı var,sürgülü .Kapatmayı unutmayın.


Serçe Limanı ve balıkçılar

Mart 15, 2008

BABADAĞ'DA BİR ÖĞLEDEN SONRA

Yolun sonu...Çay mescidinde çekilmeye hazır tesbihler...
Çay Mescidi bir ağaç köprünün sonunda sizi karşılıyor.


Göçükolukta 700 yaşlarında olduğu yazılı bir yaşlı çınar.

Babadağ'da bir öğleden sonra
Zaman Mart ayının ilk günleri.Babadağ rutin günlerinden birini yaşıyor.İnsanlar işinde gücünde.Evlerden tezgah şakırtıları geliyor.Babadağ dokuyor , dokuyor.Zaman kendi devinimini sürdürüyor.Kış son soğuklarını yaşatıyor.Bahar, geleceğim ama daha vakit var diyor sanki.Bir yürüyüşe ne dersiniz? Biraz hava alırız.Aman dikkat...Havaya daha güvenilmez, yanınıza sıkı birşeyler alın.
Haydi yola çıkalım.Karacasu yoluna çıkıyoruz.10 dakika sonra Yardan Çayı'ndayız.Çay usul usul akıyor.Babadağ tepelerinde karlar var.Oralara bahar gelmesine daha 3 ay var.Çay boyunca ,bastığımız yerlere dikkat ederek yukarı doğru çıkalım.Duyuyor musunuz,heryerden kuş sesleri geliyor.
Daha yorulmadık ama Göçükoluk'a geldik bile.Burada Osmanlı Devletinin şaşaalı günlerini görmüş bir anıt ağaç var.Şu büyüklüğe bakın.Bu bir anıt çınar ağacı.Yaklaşık 700 yaşında.Bir de bizlere bakın.50 yıla ne çok şey sığdığını zannediyoruz.Bu kadar yeter.Yola devam edelim.
Yolun sonu derenin üzerindeki şu köprüyle varılan Çay Mescidi.Burası özellikle Bahar ve yaz günlerinde yoğun yeşillik içinde adeta bir cennet.Henüz kendi zamanı gelmemiş ama bekliyor.Bahar gelsin ,namaza gelecekler yaylaya gelsin diye bekliyor.Pencere camına asılmış tesbihler çekilmeyi bekliyor.Ama doğa da yapacağını yapmış.Zemin tahtaları çürümeye başlamış.Herhalde esaslı bir tamire ihtiyaç var.
Neyse bugünlük bu kadar yeter.Artık dönelim.Yol yayla evlerinin arasından aşağılara doğru zik-zaklar çizerek ilerliyor.Ana yola ulaştık bile .Babadağ buralara doğru geliyor yavaş yavaş.Şu apartmanlar Babadağ' da yeni yaşam biçiminin işaretleri zaten.
Başka bir gün başka yürüyüşler yapalım.Yoksa bu göbek nasıl eriyecek? Görüşürüz..


Yardan Çayı.Yürüyüşe başlıyoruz.

Karlarla kaplı zirveleriyle Babadağ.İsterseniz çıkmayı deneyin bakalım.

Mart 06, 2008

MİMLENDİM

Denizli Çamlık'ta yeni yapılan havuz alanı
MİMLENDİM
Yazılanlar Blog izleyicisi olduğum,Buket Köşker'in mimlemesi sonucu ortaya çıkmıştır..Ben anlamam böyle şeylerden Buket ya,ağır abiyim ben :)

'İşte Bunlar' Listesi

-Karayoluyla İran üzerinden Hindistan ve Nepal'e gitmek.En az 3 aylığına...mümkünse bir Bollywood filminde oynamak...

-Yazlık yapma hayaliyle peşine düştüğüm bodrum'daki arsaya Bungalov yapmak.Sonunda çekme karavan koyacaz böyle giderse..

-75 kiloya inmek

-İkinci hayatımı yaşıyorum 2003 yılından beri belki ikinci bahar da yaşamalıyım.Bilmiyorum artık...

Yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim

-Çarşıya gidip mont almak,ayakkabı almak.Alacam almasına ama alışveriş özürlüyüm ben.Bilemiyorum işte.
-Not defterine ortalamaları aktarmak..Bekleyeyim bakalım yıl sonunda öğrencilere yaptırırım tembellik sürerse..

Bir daha dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa,

-Erken yaşta yurt dışına yerleşmek.

-Erkenden yurt dışı seyahatlere başlamak.Çok geç kalmışım çok...

-Bir müzik aleti çalmak.

-yine aynı anne-baba -kardeşe, aynı çocuklara ve aynı dostlara sahip olmak:)

İSTERDİMMMMM...


Hiç kimseyi mimlemiyorum ben, sadece mimleyeni tanıtayım biraz.Yanda linki bulunan ''buketblu'' nam şahsiyet ile bloglardan tanışıyoruz.Karşılıklı okur olma durumu var sadece ama benim kızım sayılır kendisi.''Buket Köşker '' Kayseri'de doğmuş,İzmir'de büyümüş,Artvin'in Borçka ilçesinde İngilizce öğretmenliği yapan ,24 yaşında Dünya iyisi bir kız.Yürüyüş yapar karşısına ayı çıkar,kayak yapar ağaca çarpar.Benim gibi pozitif bir gezgin öğretmen.Hayatta mutluluklar ve başarılar dileyacağim bir pırlanta.Yolu açık olsun.

Denizli Çamlık'ta kar,kar,kar,kar'dan ağaç
Penceremden 2 hafta önce görülen manzara:Heryerde kar var

Şubat 28, 2008

TURHANDE TUR'A TEŞEKKÜRLER

Gaziantep'te en güzel cartlak kebabı yiyebileceğiniz yer.Cartlak ne mi? Ciğer yorum ciğer...
Halep'te bir apartman (Cephe süslemelerine bakar mısınız ? )

Hazreti Muhammed'in Busra'da Papaz Bahira tarafından tanındığı yolculukta ,devesinin ayak izi

Şubat tatilinde 5 günlük harika bir Suriye,Ürdün turu yaptım.Öncelikle tur şirketi Turhande Tur'a ve gezide bize refakat eden sahibi Mehmet Gebel'e teşekkür ederim.,
O birrrrrr İmam
O birrrrrr Öğretmen
O birrrrrr Rehber
O güzel insan Mehmet Gebel.Gerçekten işini iyi yapmaya çalışan bir insan.
Otobüs şoför ve muavinine de teşekkürler.
Gezimizin bilgesi Aysun hanım'a,fıkraları için Hüseyin hoca'ya ve diğer arkadaşlara....
Teşekürler...
İnşallah birlikte başka gezilerde görüşürüz Ünyeliler...

Şubat 22, 2008

Suriye ve Suriyeliler hakkında

Halep Çarşısından bir görünüm:Etlerimiz
Hz.Zekeriya Camiinin içinde dua edenler

Ürdün dönüşü, Şam'da, giderken kaldığımız otelde dönüşte tekrar kaldık.Seyyide Zeynep Oteli.Yemekler için ise şehre 10 km kadar dışarıdaki bir lokantaya gittik.Çevrede ışıklarından anladığımız kadarıyla başka lokantalar da vardı.Başka yerlerde örneği var mıdır bilmem, bir köy içerisinde şatafatlı bir bina,ışıklar içinde bir lokanta.Alt kattaki salon İranlılar ile doluydu.Yemekler:humus ,ezme vb oluşan meze tarzı ,Antep,Adana kebabı gibi et ve kebap yemekleri ile etli iç pilavından oluşuyordu.Tam alıştığımız gibi.
Ertesi gün yol Halep'e doğruydu.Halep Çarşısı birbirine dik daracık sokaklardan oluşuyor ve yaklaşık 10 km uzunlukta, kocaman kapalı bir çarşı.İçinde ne ararsanız bulabilirsiniz.Et de var,altın da.Humus da bulunuyor,halı da.Çarşının girirşinde ise Hz.Zekeriya Camii bütün ihtişamı ile sizi karşılıyor.Zaten bu topraklarda nereye adım atsanız ya bir Peygambere varıyorsunuz ya da bir Sahabe'ye.
Halep'te kısa bir şehir turu ardından Kapıya yöneldik ve çıkış.Hoşbulduk Kilis.Tekrar memleketimizdeyiz.Aklımda kalanlar:
-Suriyeliler çok sıcak ve yardımseverler.Türk olduğumuzu öğrenince sıcak bir hava oluşuyor.
-Benzin ucuz olduğundan taksi ile ulaşım yaygın.Şehirleri sarı taksilerden geçilmiyor.
-Taş kaplama binaları çok güzel gözüküyor.Özellikle Halep çok güzel meydanlardan,caddelerden oluşuyor.Buraya Gaziantepliler 15 tane fabrika kurmuş.
-Suriye Dünyada en çok zeytin ağacı olan ülkelerden biri.İklim kıyılarda Akdeniz.
-Yaşam şartları belki Suriyeliler için ağır ama bize göre ucuz.Suriye Türkiye'nin 30 yıl önceki hali gibi.Daha birçok yerini gezemediğimden Suriye bir kez daha gidebileceğim bir ülke.Özellikle sahildeki Lazkiye ve içlerdeki Palmira antik kenti aklımda kaldı.İnşallah ya haci....






Suriyeli Amcalar...Amcam asasını selam vermek için kullanıyor.

Şubat 18, 2008

ÜRDÜN

Ürdün kırsalında bir Bedevi çadırı.
Ürdün'de ilk durağımız Petra oldu.Tabii gece saat 22.00 sularında vardığımızdan ilk hedef karnımızı doyurmak ve konaklama idi.5 yıldızlı Marrıot oteli gerçekten çok hoştu.Sabah kahvaltısı için indiğimiz salondan görülen manzara güneşin ilk ışıklarıyla büyülü gibi görülen vadilerdi.Susuz,taş ve kayalarla kaplı,ıssız bir manzara.Ama aşağıya baktığınızda ise otelin yüzme havuzu.Tezat'a bak.Kahvaltı sonrası toparlanıp otobüse bindik ve kısa bir yolculuk sonrası Petra Antik kenti girişinde beklemeye başladık.Çünkü Ürdün Hükümeti altın yumurtlayan tavuk olarak Petra'yı seçmiş.Adam başı 45 dolar bir para ödemeniz gerekiyor.3 saat zaman ayırabildiğimiz bir yer için güzel öpüldük yani.Peki değdi mi? Evet.
Petra en son anketlerde Dünyanın 7 harikası arasında sayılıyor.Kumtaşı kayaları içinde oluşmuş dar bir kanyon (Bizim -nereden bizim oluyorsa-Fethiye Saklıkent gibi).Girişte at ve araba ile gezdirmek isteyen ve bahşiş peşindeki ısrarcı seyislerden zor kurtulduk.(Bu arada bazı bayanların binmek için at seçerken bazılarının da seyis seçtiği rivayet olundu.Hakkaten gözü sürmeli, Johnny Depp adlı artist'e benzeyenler varmış...) Kanyonda yaklaşık 20 dk yürüdükten sonra dar bir bölümün sonunda karşınıza geniş bir kayaya oyulmuş saray çıkıyor ki muhteşem bir görüntü.(Bu saray resmi önceki yazılarımdan ''2008 planları'' adlı yazımda vardır.) Ben neden fotoğraf koymuyorum acaba? Gece pil şarz cihazında yerine tam oturmamış bir pil nedeniyle piller şarzlı değil de ondan.Olsun...
Biraz ileride kayalara oyulmuş odalar ,başka bir saray,bir tiyatro vb.karşımıza çıkıyor.Bedeviler çöl kumlarıyla harika deve resimleri yaptıkları küçücük cam kaseler,örtüler vb.satmaktadır.Petra gezisi tam da hakkıyla tamamlanmadan biter çünkü daha gezilecek yerler vardır.Petra kasabasının içinde bu defa durduğumuz yer Hz.Musa'nın asasıyla toprağa vurarak çıkardığı bir pınardır.Hem suyundan içilir hem dua edilir.
Yolumuz Ölüdeniz'e doğrudur ama yol üzerinde durduğumuz yer, İslam Tarihinin en önemli savaşlarından Mute Savaşının olduğu yerdir.Burada 3.000 Müslüman'ın 100.000 kişilik Bizanslılara karşı acımasız savaşı gerçekleşmiştir.Sahabe ziyaretleri ile Savaş anlatılır ve o günler tekrar anımsanır.
Güneş ışıkları dağların ardında kaybolmaktadır.Dağların ardı İsrail'dir.Lut Gölü'ne yaklaşıldığı sıklaşan güvenlik noktalarından bellidir.Zira Lut gölü, Ürdün ile İsrail arasında sınır oluşturur.
Lut Gölü deniz seviyesinden 460 m aşağıda,çok tuzlu bir suyu olan,bu nedenle çok kıvamlı ve kaldırma kuvveti yüksek olan bir göl.İnsanlar oturur gibi suyun üstünde kalabiliyor.Lut kavminin helak olduğu bu yerden sonra akşam konaklayacağımız Amman'daki otele doğru yöneldik.


Amman:Otobüs camı yansıması da var ama bu da böyle olsun.
Ürdün'den aklımda kalanlar:
-Başkent Amman beyaz taş kaplı binaları ve caddeleri,meydanları ile sokaklarındaki lüks araçlarla zengin bir batı ülkesinden farksız.(Petra'ya her girenden böyle para alırlarsa zengin olurlar tabii.)
-Kral Abdullah ile babasının veya aile üyelerinin resimleri heryeri süslüyor.Adeta heryere aile albümlerini asmışlar.
-Bir Arap ülkesinin sıcaklığından ziyade bir batılı soğukluğu var.Aradaki mesafeyi hissediyorsunuz.
-Gümrük kapısında parmak izi alıp kamera ile fotoğrafınızı çekiyorlar.Güvenlik kaygısı yüksek.
-Otelin karşısındaki bir berber tabelasında kimin resmi vardı dersiniz?Benim değil herhalde.Tarkan'ın

Şubat 13, 2008

Malula ve Şam

Kasyon Dağı:İlk cinayet mahalli (Kabil'in Habil'i öldürdüğü yer ) , bugün Şam manzaralı bir teras
Malula'da Saınt Takla Manastırında sabah ayini
Malula; Şam yakınlarında,çevresinden epeyce yüksekte,kayalara sırtını dayamış bir kasaba.Burası Meryemana’nın Hz İsa’yı alarak Romalılardan kaçırdığı ve 12 yaşına kadar yaşadıkları yer.Halkı İlk Hristiyan dili olan Arami’ce konuşuyor ve hala Hristiyan inancını sürdürüyorlar.Kayaların arasından çıkan kutsal su’dan içip, kendilerini Hz. İsa’ya adamış Rahibelerin birlikte ilahiler okudukları Saint Takla Manastırını gezdik.İnsanın içine işleyen bir ruhani hava hepimizi sardı.Kahvaltımızı da bu kartal yuvasını andıran kasabanın en tepesindeki Malula Otel’de yaptığımızdan Şam’a doğru yola çıktık.
Ve Şam’dayız.Ortadoğu’nun tüm havasını yansıtan Şam’da ilk durağımız Süleymaniye Medresesi oldu.Mimar Sinan tarafından yapılan Medrese yakın zamanlara kadar Suriye-İsrail savaşına ait uçak vb.eserlere ev sahipliği yaparken artık Türkiye Cumhuriyetine bırakılmış ve bize ait eserleri sergileyecek.Camii,talebe odaları,havuzu ile çok güzel bir eser.Arka bahçede ise son halife Vahdettin ve yakınları ebedi istirahatteler.
Şam’daki akşam gezintisi ise Emeviye Camii için oldu.Emeviler tarafından yaptırılan eser bir mimari harikası.Geniş bir bahçe’den sonra dikdörtgen dev gibi cami’ye giriliyor.Dört mezhebe ait minberler,ders veren din alimleri,dinleyenler,Dua edenler,namaz kılanlar derken son derece huzur veren bir ortamı yaşıyorsunuz.Çıkışta ise yaklaşık bir kilometre kadar uzunluktaki ve sağlı sollu dükkanlarıyla Hamidiye Çarşısı uzanmakta.Tipik şark görüntüleri içerisinde alış veriş yapan insanlarla dolu burası. Otobüslerin yanına vardığımda yalnız olduğumu anlayınca az ilerideki meydana kadar gidip geleyim dedim.Meydanda gene bize ait bir eser beni bekliyordu.Hicaz demiryolu’nun bir durağı:Şam İstasyonu.
Şam o gece bizi misafir etti ama bize gösterecekleri bitmemişti.Oteldeki konaklama ardından Hz Ali’nin evlatlarından Seyyide Zeynep Cami otelin hemen yakınındaydı.Kubbesinde kullanılan 5 ton altın ile pırıl pırıl parlıyordu bu muhteşem İran eseri.
Bilal-i Habeşi ve diğer sahabe mezarlarını ziyaret,dua edip fatiha okuma ile devam eden gezide tekrar gelmek üzere Ürdün’e doğru yola çıkıldı.
Biz Şam’ı bıraktık ama o bizi bırakmadı.Ürdün dönüşü Şam akşam saatlerinde karşıladı bizi.İlk durağımız ise Şam’ın batısındaki Kasyon dağı oldu.Kabil’in Habil’i öldürdüğü ve insanlığın ilk cinayetinin işlendiği bu yerde ne olay yeri inceleme ekibi vardı ne de savcı.Olay olalı binlerce yıl geçmiş insanlar artık toplu cinayetlere başlamışlardı.Kasyon dağından Şam manzarası ise tek kelimeyle harikaydı.Işıl ışıl Emeviye Camii,Başkanlık sarayı,meydanlar,caddeler ile Ortadoğu kenti karşımızdaydı.



Şam'da Hamidiye Çarşısı

Seyyide Zeynep Camii

Şubat 09, 2008

Suriye-Ürdün Turu

Suriye Hama'da Dertli dolap
Suriye'ye hoş geldik.....

Siz sevgili okurlarıma yazı konusu olsun diye kendimi feda ettim ve bir haftadır yollardayım.Denizli G.Antep yolu 15 saate yakın sürüyor.Yol temizdi ve sorunsuz gittim.Antep'e vardımki abooooo.Ne olmuş bu G.Antep'e böyle.Eskiden oturduğum eve gittim.Afedersin bacım deyip esaslı küfürler sıralayan Nevruz teyzeyi gördüm.Kahvesini içtim.Bizim mahalle ve ilerisi şehrin en pahalı kesimi olmuş.Evler 150.000 ytl'den başlıyor.Öğretmenevinde kalıp Ciğerci Mustafa'ya,İmam Usta'ya uğradım.30 yıllık öğretmen ve Gaziantep Fen Lisesinin sembol ismi Kadir Cankurtaran'la Öğretmenevinde karşılaşıp sohbet ettim.Şehri gezdim.Maziye baktım fakat göremedim.
Turhande Tur bize 5 günlük mükemmel bir tur organize etmiş.Ünye kökenli bir grup ile güle oynaya neşeli,kültürlü ve rüya gibi bir gezi yaptık.artık geziye geçebiliriz.
1.Gün
Öğleden sonra Ulu Cami önünde buluşup otobüslere bindik.Kapıya vardık ki o da ne?Elektrikler kesik ve kapı (Gerçekten otomatik kapı) açılmıyor.Yaklaşık 1 saat bekledik.Elektrik geldi.Komşuya geçtik.Pasaportların kontrolü,Suriye Lirası alalım falan derken 3 saat kapıda oyalanmışız.Para bozdurduğumuz Banka şubesi ise üstünde battaniye olan bir divan,bir masa ve sandalye ile bir mazot sobasından oluşuyordu ve tam bir bakımsızlık eseri idi.
Gece geç vakit Halep'e girdik ve doğruca yemek yiyeceğimiz Lokantaya gittik.Yarım küre şeklinde rengarenk ışıkları olan bir yer.Kebaplar soğuk olmasa tam süper olacaktı.Mezeler ve salatalar ile şahane bir yemekti.Arapça bilenler sorup öğrenmiş,5 dolar civarında bir bedel tutuyormuş.
Neyse karnımızı doyurup yola devam ettik ve Hama'ya ulaştık.Burada Asi nehri üzerine kurulmuş ve dolap denilen nehirden su alma dolabını gördük.Yunus Emre'nin '' Dertli Dolap'' dediği ve gıcırdaya gıcırdaya su alıp şehre dağıtan bu dolaplar restorasyonda olduklarından çalışmıyorlardı.Gece yola otobüste uyuyarak devam ettik.Artık ne kadar uyunursa.


Gaziantepte yılların Fen Lisesi Kimya öğretmeni Kadir Cankurtaran

Ocak 22, 2008

YAPABİLİR MİSİN?




Birkaç gün evvel bir öğretmen arkadaş'' Dayanıklılık '' başlıklı bir yazı kesmiş gazeteden.Okudum ve bakın neler geldi aklıma .Günümüzde konformizm o kadar ileri boyutlarda ki insanlar bir kat yukarı bile asansörle çıkıyor,1saat elektrik kesilse panik başlıyor,internet bağlantısı kesilince hayatı duruyor.Bir doğa afeti olsa neler olacak?Hayat'ın mücadele olduğu gerçeği ve bunun hem doğaya hem de diğer insanlara karşı olduğu unutulmuş artık.
1982 yılı Eylül ayında Erzincan'da 4 aylık kısa devre askerdim ve Kurban Bayramı nedeniyle 4500 asker'e ''hadi bayram iznine gidin'' denildi.Erzincan yol üzeri bir kent ve bir sürü otobüs geçiyor ama bu kadar insana bir günde araç bulmak mümkün değil.Biz Denizlili 30-40 kişi bir o şirkete,bir bu şirkete koştuk sonuç yok.Bir süre sonra birisi ben kamyon buldum dedi.Nasıl gideceğiz dedik?Kamyon'un üstüne birkaç çıta ile çatı yapalım,üstünü de branda ile örteriz ve biner gideriz, dediler.Gitmek isteyenler gelsin denilince sürü psikolojisi ile hep beraber bindik.Üstünü örtüp yola çıktık.Kamyon Burdur'dan kavun getirmiş ve kavunların aralara sürtünmesin diye saman koymuşlar.Araba gittikçe kasasının aralarından rüzgar üfürür mü?Ağzımız burnumuz saman dolar mı?Arada Trafikçiler durdurur ve kontrol olur.Bizler yasadışı mülteciler gibi susar otururuz.Ayaklarımızı uzatmak bile mümkün değil.Kasa tıka basa insan dolu.Neyse şarkı,türkü,yorgunluktan uyku derken öğleyin 12'de Erzincan'da başlayan yolculuk İsparta'da saat 16.00 civarında bitti.Bizler bir dolmuşla Dinar'a,bir başkasıyla Denizli'ye geldiğimizde ise akşam olmuştu.Evdekiler baktı baktı ama tanıyamadı.Kirden tozdan yüzümüz seçilmez olmuştu.İyi bir banyo ile kim olduğumuz ortaya çıktı.Ne yolculuktu ama.Şimdi olsa günümüz insanının kaçı yapar?Ben yapar mıyım? Belki...Ne desem şimdi?Mücadele şart.

Ocak 12, 2008

Burcum


Aslında bu tür şeylere pek inanmam ama beni bire bir ifade eden tasvirler buldum ve dedim ki ''işte ben buyum'' o kadar ben yani...Resimdeki konu mankenleri: İlker ve Mehmet beyler....
"Eylül sonunda yaz elini eteğini çeker. hayatta hafif bir dalgalanma olur. havada sanki bir salınım vardır. terazi hava burcudur. hava serinler. terazi üşütmekten korkup telaşla içeri girer. terazi durduk yerde nezle olur. terazi sıcaktan da aynı derecede çekinir. soğuk ve sıcak teraziye terler döktürür. ancak ılıman iklimlerde kendini iyi hisseder.
Simgeler gelip geçer. işte zodyak'ın yarısındayız; koçun tam karşısında. koç işaretler çakıp dikkat çekmeye çalışır. terazi görmezden gelir. biraz hüzünlüdür. terazi durduk yerde hüzünlenir. tedirgindir. kaygılıdır. terazinin çok ince kaygıları vardır; bu kaygılar arasıra peşini hiç bırakmayan bir eğlence arzusuyla kesilir. terazi kılı kırk yaran bir eczacıdır, sonsuz küçüklükte dozajlarla uğraşırken birdenbire karşı konulmaz bir dans etme isteğiyle dolar.
dans etme isteğiyle; tepinme isteğiyle değil. terazi tepinmekten nefret eder.
kaptırmışım kendimi; terazi hiçbir şeyden nefret etmez. şöyle söyleyelim: terazi tepinmekten pek hazzetmez.
birbiriyle uyumsuz şeyler, cırlak renkler ve çok yüksek sesler terazinin hoşuna gitmez. bir tek ılımlı müzik aletlerinden zevk alır. ses dengesinde en ufak bir hata, terazi için stereo müzik dinlemenin bütün zevkini kaçırır. zodyak'ın yapım odasındadır, günle gece, tenle ruh arasında.
sonbaharın ara renk tonları teraziye tıpatıp, ısmarlama eldiven gibi uyar. terazinin birçok eldiveni vardır. her durumda takacak eldiveni bulunur; terazi tedbirlidir.
terazi bir şeyden nefret edecek olsaydı, acıdan nefret ederdi. acı çekmekten ve acı vermekten. terazi acıların insanı değildir.
terazi anlaşmazlıkları pek çekemez, ne aile içi, ne komşuyla, ne de uluslararsı planda. huzur ve barış ister. aşırı vakalar (gandhi), işi pasifizme kadar vardırır. normal olarak terazi, herkesle iyi geçinmek isteyen, iyi niyetli birisidir.
terazi diplomattır. terazide adalet kavramı gelişmiştir (yoksa adalette mi terazi kavramı gelişmiştir?)
terazi koçlardan, yengeçlerden, oğlaklardan çekinir (bu burçlar mevsimlerin öncüleridir, "ana" burçlardır). diğer burçlardan da çekinir. terazi kendinden çekinir. karşı kefede kendisini dengeleyen bir ağırlığa ihtiyaç duyar. işte bu yüzden her tür beraberliğe, özellikle evliliğe büyük önem verir. sonu çoğu zaman pek hayırlı olmaz. terazi reddetmeyi bilmez. tereddüt eder, uzlaşır, erteler ve imzalar. evlenir evlenmez de, tekrar sallantısına devam edebilmek için derhal kendine bir aşık veya metres bulur.
sallantı terazinin kanında vardır. kimse de onun gibi dans edemez.
terazinin sevilmeye ihtiyacı vardır. hararetle çevresindekilerden takdir bekler. neyse ki cazibe fukarası değildir. cazibesi tartma melekesinden çok denge melekesinden ileri gelir (cazibe bir tartı aleti değil, denge aletidir).
terazi genellikle tanımadığı insanlara çok sevimli davranır. çoktandır baştan çıkardığı insanlara karşı sevimsiz olabilir. çünkü her ne kadar kefelerinden birinde venüs tatlı tatlı oturmaktaysa da öteki kefede satürn gözünü kırpmadan nöbet tutmaktadır.
terazi bazen kendisini aşırılıklara iten, hatta ansızın teryüz eden ağırlıklar yüklenir. çoğu terazi sebepsiz can sıkıntısından gizli gizli hoşlanır, beden sıkıntısından da. bir bezginlik hisseder. üzüm üzüm üzülür; niçin sıkıldığını pek bilmeden. bir terazinin durup biraz önce kendisini yalayıp geçen hafif hüzün esintisinin kaynağını araması şaşılacak şey değildir. tüy kadar hafif bir esinti. tüy kadar hafif ağırlıkları tesbit etmekte terazinin üstüne yoktur. ortamdaki en ufak bir değişim teraziyi ürpertir. küçücük bir şeyden büyük şeyler çıkarır. terazi çok hassastır.
melankoli tekelini oğlakla paylaşır. melankoli küçücük bir şeydir ama ağırlık yapabilir. kimilerince sinir zayıflığı diye adlandırılır. yükseleni oğlak olan teraziler çok melankoliktir. onların gözünde neşenin bayağı, hatta marazi bir yanı vardır.
bütün dengeler hassastır. gece gündüzü yakalar yakalamaz arayı hızla açar. madde ve ruh birbirine akıl almaz numaralar yapar. dengesizlik yerleşir.
aslında denge sallantının kendisindedir. terazi bunu ileri yaşlarda anlar. gündüzle geceyi uzlaştırma sevdasından vazgeçer. ibresini fırlatıp atar. ağırlık kaybeder. dünya ona daha hafif gelir. işte o zaman zodyak’ın tam ortasında, tenle ruhun, gündüzle gecenin gelgitinde terazi her şeyi sallar."

Aralık 28, 2007

2008 PLANLARI

Resim Mynet Foto'dan alınmış olup Kad_Cl adlı kullanıcıya aittir.Teşekkürler.


Bu yıl hayatıma yön veren gelişmeler oldu.Bunlardan kişisel olan bana kalsın.Bunun dışında yaz aylarında Kanada'ya gittim ve hayata bakışımı değiştirdim.Bundan sonra her yıl yurt dışına gitmeye çalışacağım.
Plan 1:Sömestr tatilinde Suriye -Ürdün gezisi. Aslında bu geziyi motosikletle ya da sırt çantasıyla kendi başıma hostellerde kalarak gerçekleştirmek istiyordum.Kilis'li Serkan Hocanın uyarısını dikkate alarak tur ile gitmeye karar verdim.Gaziantep'te bulunan Turhande tur ile gidiyorum inşallah.Rezervasyon yaptırdım.5 gün 400 dolar,yol,konaklama,kahvaltı ve akşam yemekleri dahil.Gelmek isteyen varsa hemen bağlantı kurup takılsın bana.
Plan 2:İkinci dönem çalışmaya devam.Fakat nereye kadar? Sanırım Nisan ayına kadar.İdealim karayolu ile İran ve Pakistan üzerinden Hindistan.Sırt çantası ile hostellerde kalarak Hindistanı gezmek.Oradaki şartlara (Hijyenik olmayan yaşam ve beslenme ) ne kadar uyum sağlayabilirsem o zamana kadar.Belki Nepal. Tabii Muson yağmurlarına yakalanmamak önemli.Renk, ses, koku ve insan cümbüşü Hindistan.Tabii bu dediğim Niyet ama gerçekleşir mi bilmem.
Plan 3: Emekli İkramiyesiyle bir halt olacağı yok.Ev alınmaz, ev yapılmaz , arsanın işinin biteceği de yok.Karavan almaya karar verdim.Motokaravan tipinde karar kıldım.Yaptırma yollarına bakıyorum .Olursa hayatımın kalanını karavanda sürdürebilirim ya da önemli kısmını, Sadece aşırı soğuk kış ayları dışında karavanda yaşayabilirim diyorum.??? Nereyi istersem orada sıkılıncaya kadar kalıp sonra devam.Seyyare Mustafa...
Tabii ki herşeyin önce hayalle,sonra istemekle sonra da ilk adımı atmakla başladığını biliyorum.Hayırlısı.

Aralık 23, 2007

Yol'da Yemek


Yolda olmak aynı zamanda yorulmak,dinlenme ihtiyacı duymak ve tabii ki acıkmak demek.Bu nedenle yolu çekilir kılan şeylerin belki de en güzel yanı değişik yemekler bulmak,denemek ve tabii ki bundan zevk almak.Hayatımın en güzel yıllarını geçirdiğim Gaziantep.Eğer yolunuz Gaziantep'e düşerse yemeden dönmeyin diyebileceğim lezzetler nelerdir ve nerede yenir? hatırımda kalanlarını sayayım da bir faydam olsun istedim.
Gaziantep'te yiyeceğiniz bir numaralı yemek kebap'tır ve eğer vakit öğle ise en güzel kebap yiyeceğiniz tek yer Karşıyaka mahallesinde Halil'in yeridir.Adana-Şanlıurfa yolu'nun kuzeyindeki mahalleye girip ilk sağa dönerek gidersiniz.Mükemmel kebap,salata (Nar ekşili) ve kartal başı yerseniz pişman olmazsınız.Tabii sıra beklemeyi göze alarak.Çıkışta dışarıda havuç dilimi tabir edilen bir nevi uzun baklava yemeden öğle yemeği bitmiş sayılmaz.
Ancak vakit akşam ise tek seçenek kalıyor İmam Çağdaş.Hem Lahmacun hem de kebaplarıyla doyumsuz lezzetlerin merkezidir.Hatırladığım kadarıyla iki yerdeler.Kalealtı olsun,SSK hastanesi yakınındaki olsun süperdir.
Bir başka öğle yemeği seçeneği ise cartlak kebabı'dır ki çarşının içinde Mustafa'nın yeri'nde yenir sadece.Ciğer nasıl böyle bir tada ulaşır anlamak mümkün değil.
Sabah kahvaltısı için vaktiniz varsa yapacağınız tek şey beyran yemektir.Bunun için de yolu çarşı içine uzatmak gerekir.Adres veremeyeceğim ama kendiniz sorar bulursunuz artık.
Antep demek baklava demek biliyorsunuz.Bunun için yapacağiniz şey şehrin meydanında bulunan Güllüoğlu'na uğramaktır.Baklava cenneti burasıdır
Antep yemek cennetidir dedim ya eğer vaktiniz varsa kadayıf'tan lokmaya herçeşit tatlı ile et yemeklerini denemenizi tavsiye ederim.Çiğ köfteden içli köfteye ,çeşit çeşit yemekle tanışabilirsiniz.Hiç olmadı nohut dürümü yersiniz.Aman en iyisi nerededir diye sormadan önünüze gelen yere de dalmayın.Ne olur ne olmaz.

Aralık 08, 2007

Yolda olmak

Felsefe tarihinde, felsefenin ne olduğunu anlatmak için çeşitli yöntemlere baş
vurulmuştur. Bu yöntemlerden biri de metafor yöntemidir. Nitekim, bir konuyu
başka bir şekilde ifade etmek, açıklamak amacıyla kullanılan metafor sanatı,
felsefede sahasında İlkçağdan beri pek çok filozof tarafından kullanılmıştır. Bu
Çalışmamızda, felsefenin ne olduğunu anlatmak için kullanılan “felsefe yolda
olmaktır” metaforik tanımı ele alınacaktır. Ayrıca “yolda olmak” metaforu, İslam
düşünce tarihinde de önemli ölçüde kullanılmış olması nedeniyle de ayrı bir
önem arz etmektedir. Bunun için bu çalışma düşünce tarihimizde ki “yolda olmak”
metaforuna sınırlı da olsa bir açılım getireceğini düşünüyoruz. Felsefenin
anlamı bilgelik yolunda olmak, bütün varlıklarda gerçeğin ışığını arama ise, bu
yolda olmak, insan olmanın zorunlu bir gereğidir. Varlık konusu olarak da felsefî
yolda olmanın anlamı, cevaplardan çok, soruları önemser. Bunun için de
bu çalışmamızda, felsefenin bir metaforik anlatımı olan "felsefe yolda olmaktır."
konusu işlenmeye çalışılırken sorgulama öncelenmiştir.
1-son zamanlarda çokca yaptığım şey.
Genelde hep yalnız,
genelde hep uzak yerlere...
son yoldan sonra bide şiir yazdım, sevgiliye uzak olmak olayına doğru yol alırken onun ise çok hasta olduğunu bilmek ve yardım edememek çok acı.
2-biraz hamile olmak
3.karar vermiş olmak
4. yolda tek başına
belki de tum gezilerin amaci.
arabada pencereden disari bakip dusuncelere dalmak, ya da arkadaslarla sarki soylemek, gecen cizgileri izlemek, dusunmek, bir yerlere gidiyor olma hissi... bilincaltinda bir amacin oldugunu hissetmek belkide.. bir yerlere varmak uzere yola cikmak..
5.varmaktan daha önemli olan iş.
6.yola cikilan yerin geri donulecek yada donulmeyecek olmasiyla anlamdan anlama burunebilecek, yollardan yollara vardiran, yollarin yapan hareket hali.
7.(bkz: felsefe yolda olmaktır
tarifi arif'e de zordur;
8.uzaklaşmak,
uzamak,
sürdürmek,
yol yol olmak,
yorulmak,
sokulmak,
tutulmak,
orta yolu bulmak,
teslim olmak,
emanet olmak,
sıkışmak,
mola vermek,
yolunu bulmak,
terlemek,
teklemek,
üşümek,
dövüşmek,
kader birliği etmek,
sarmaşdolaş olmak,
karmaşdolaş kalmak,
yoldan çıkmak..
...
9.yolda olmak
yolunda olmak..
10.insanı tek kurtaran şey...
11.yolun sizi nereye götürdüğüne göre duygularınızın değiştiği durumdur
12.bir de, gecikenlere has bir fiil bu.
13.malum tüm geç kalanlar, arandıklarında, yoldadır.
Yukarıdaki yazılar’dan ilk kısım İbrahim Hakkı Aydın’a ,numara ile sıralananlar ise okuyucusu
olduğum Ekşi Sözlük’e aittir.Teşekkürlerimle